Senet, Senetle İspat Zorunluluğu ve İstisnaları

Senet, Senetle İspat Zorunluluğu ve İstisnaları
4/19/2013 7:58:33 PM
Yüksek Lisans Ödevi Hazırlayan : Vildan Peksöz

 

 

 

 

T.C.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ÖZEL HUKUK ANABİLİM DALI

SENET, SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞU ve İSTİSNALARI

Vildan PEKSÖZ

2501111187

Medeni Muhakeme Hukukunda En Son Değişiklikler

Prof. Dr. Abdurrahim Karslı

İstanbul 2012

 

 

 

 

 

 

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR

GİRİŞ

2. MUKAYESELİ HUKUKTA SENETLE İSPAT

3. MECELLE’DE SENET ve SENETLE İSPAT

4. HUKUKUMUZDA SENET, SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞU

4.1. Belge

4.2. Senet

4.3. Senet Çeşitleri

4.5. Resmi ve Adi Senetlerin İspat Gücü

4.6. Resmi ve Adi Senetlerde Yazı veya İmza İnkârı

4.7. Senetle İspat Zorunluluğu

5. SENETLE İSPAT MECBURİYETİNİN İSTİSNALARI

5.1. HMK 203’teki İstisnalar

5.2. Delil Başlangıcı

5.6. Delil Sözleşmesi

5.7. Kadastro Mahkemeleri

6. SENEDE KARŞI SENETLE İSPAT MECBURİYETİ

7. SENEDE KARŞI SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞUNUN İSTİSNALARI

8. SAHTELİK HAKKINDA HUKUK ve CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ ETKİSİ

9. SENETLERİN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE KARŞI İSPAT KUVVETİ

SONUÇ

KAYNAKÇA

 

 

KISALTMALAR

 

 

 

A.g.e. :Adı geçen eser

 

A.e. : Aynı eser

 

BK :Borçlar Kanunu

 

Bkz :Bakınız

 

Bs :Bası

 

CISG : Contract on International Sales and Goods

 

HUMK :1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu

 

HMK :6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

 

m. :Madde

 

NK :Noterlik Kanunu

 

Örn. :Örneğin

 

UCC :Uniform Commercial Code

 

vd. : ve devamı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GİRİŞ

 

 

İhkak-ı hak -kişilerin haklarını kendileri elde etmeleri- hukukumuzda yasaklanmıştır, çünkü devletin egemenlik gücü buna izin vermez. Usul kuralları devletin egemenliğiyle sıkı ilişki içerisindedir. Çünkü taraflara iddia ettikleri haklara kavuşma yolunu yargılama prosedürü çizer ve yargıç da bu prosedür sonunda karar vererek adaletin tesisini sağlar.

 

Mecelledeki hükümler hâkiminin, hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn, metîn olması gerektiğini ifade eder (Mecelle m. 1792). Çünkü hâkim yargılamadaki konumu itibariyle adaletin tesis edildiği yerdedir. Adil yargılanma hakkına (AİHS m.6) riayet edilerek muhakeme süreci tamamlanmalı ve maddi gerçek elde edilerek hak sahibine hakkı tesis edilmelidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir tarafı olan yargı devletin erklerinden biridir ve yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Hak sahibine hakkı adaletin tecelli bulduğu şekilde tesis edilince vatandaşın devlete olan güveni ve bağlılığı da artacaktır. Bu açıdan usul kuralları devletin egemenlik gücüyle bağlantı içerisindedir.

 

Medeni Kanunumuzun 6. maddesi gereğince taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat külfeti altındadır. Tarafların ispat yüküyle ilgili konuşurken ispat yükümlülüğü olduğunu söylemeyiz, çünkü ispat etmeleri kanun tarafından onlara yüklenmiş bir vecibe değildir. İspat etmedikleri takdirde iddia ettikleri hakka kavuşamayacaklar, belki de borç ödemek zorunda kalacaklardır. Ancak ispat etmedikleri için hukuk onları bir yaptırıma tabi tutmaz. Medeni usul hukuku biraz da ispat hukuku, delil hukukudur. Çünkü, taraflar karşılıklı olarak hak iddia ederler ve bu haklarına kavuşabilmeleri için iddialarını delillerle ispatlamaları gerekmektedir.

 

Delillerle ilgili iki sistem kabul edilmiştir, birincisi yargılamada kullanılacak delillerin tek tek sayıldığı ve kanunda sayılanlardan başka delilin kullanılamadığı Almanya’da uygulanan katı delil sistemi iken ikincisi ise Türk hukukunda da geçerli olan serbest delil sistemidir ki bu sistem içinde deliller belirtilmiş olsa da bir sınırlama yapılmamıştır, kanundan düzenlenmemiş deliller de gösterilebilecektir[1]. Delillerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin olarak yapılan ayrıma göre de kanuni delil sisteminde hakim kesin delillerle bağlıdır ancak delil serbestisi durumunda hakimin takdir yetkisi vardır ve delillerle bağlı değildir[2]. Hukukumuzda senet, yemin ve kesin hükümden oluşan kanuni delillerle hâkim bağlıdır, bu delilleri değerlendirirken takdir yetkisini kullanamaz ve hâkim ispat edilen duruma göre karar vermelidir. Takdiri deliller ise tanık, bilirkişi, keşif ve ispata elverişli her şeydir. Takdiri delillerin hâkimi bağlayıcı gücü yoktur, hâkim bu delilleri değerlendirip kendisinde oluşan kanaate göre karar verecektir.

 

Medeni muhakemede hakimin durumu ceza muhakemesine göre daha pasiftir, zira hakim re’sen harekete geçmeyip tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olarak taraflarca getirilme ilkesine uygun bir şekilde delilleri serbestçe takdir edecektir. Maddi gerçeği aramakla birlikte daha şekli bir inceleme yapan medeni muhakeme hukuku deliller bakımından da ceza muhakemesinden ayrılır. Kanuna aykırı olmadıkça her şeyin delil olabileceği ceza muhakemesinden medeni muhakeme kesin delillerle ispat zorunluluğunu düzenleyerek her şeyin delil olabileceğini benimsememiştir.

 

Hakimin takdir yetkisi olmadığı ve tarafların kesin delille ispat mecburiyetinde olduğu bir düzenleme olan senetle ispat mecburiyeti HUMK’taki haline ciddi benzer şekilde HMK kapsamına da alınmıştır. Genel gerekçede bu durum şöyle ifade edilir: "Akdeniz ülkeleri olan Fransa, İtalya ve Yunanistan hukukunda da senetle ispat kuralı korunmaktadır. Yaklaşık yüzeli yılın üzerinde bir uygulaması olan ve uygulamada herhangi bir şikâyet konusu olmayan senetle ispat kuralı Komisyonumuz tarafından da çoğunlukla kabul edilmiştir.” Medeni usul hukukunda senetle ispat kuralından vazgeçilirse, maddi hakikate daha kolay yaklaşılabileceği yönünde görüşler[3]olsa da biz senetle ispat zorunluluğunun medeni usul hukukunda gerekli olduğu kanısındayız.

 

Senetle ispat mecburiyetini Fransa’da doktrinin çoğunluk görüşü kamu düzeninden kabul etmiştir. Aynı fikirde olan Berkin de senetle ispat mecburiyetinin kamu düzeninden olduğunu ve tarafların delillerini önceden ve serbestçe tayin etmelerinin kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini savunur[4]. Kanımızca senetle ispat mecburiyeti kamu düzeninden değildir, kamu düzeninden olsaydı tarafların bu yasağı bertaraf edecek nitelikteki delil anlaşmalarına kanun cevaz vermez ve hakim de bu anlaşmalarla bağlı olmazdı. Kamu düzeninden olan alanlar tarafların tasarrufta bulunamayacakları alanlardır. Halbuki senetle ispat mecburiyeti olsa da bu alanlarda taraflar tasarrufta bulunabilmekte, istisnalar düzenlenebilmekte, müddeabihle ilgili de tarafların tasarrufları söz konusu olabilmektedir. HMK 200. maddede senetle ispat zorunluluğu düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki senetle ispat zorunluluğu kesin delille ispat zorunluluğunu ifade eder. HUMK döneminde de kanun senetle ispat diyerek kesin delille ispatı ifade ederken, HMK’da da aynı düzenleme bulunmaktadır. Bu durum senedin en önemli kesin delil olmasından kaynaklanmaktadır.

 

Bu çalışmamızın konusu senet, senetle ispat zorunluluğu ve istisnalarıdır. Çalışmamıza senetle ispat zorunluluğunun gerekçelerini, senetle ispat zorunluluğunun tarihini ve diğer ülkelerdeki senetle ispat zorunluluğunu inceleyerek başlayacağız. Daha sonra senet ve belge kavramına, senetle ve senede karşı senetle ispat zorunluluğuna ve istisnalarına değineceğiz. Bu konuları 1086 sayılı HUMK ve 6100 sayılı HMK’ya göre mukayeseli olarak inceleyeceğiz.

1.SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞUNUN GEREKÇELERİ

HUMK İsviçre’nin Neuchatel Kantonundan aldığımız bir medeni yargılama kanunuydu. Usul kanunumuz İsviçre’den alınmasına rağmen, ispat kurallarımız Fransa’dan alınmıştır[5]. Bir zamanlar "Şehadetle yazılı delilin karşılaşması halinde şehadetin tercih edilmesi gerektiği” söylenen Fransa’da çok önemli bir yere haiz olan tanık delili Ordonnace de Moulins ile kısıtlanması yoluna gidilmiş ve yüz liradan yukarı her iddianın senede bağlanması ve senede karşı iddiaların da ispat sınırı şartı aranmadan senetle ispat zorunluluğu getirilerek günümüzün senetle ispat zorunluluğu kuralının temeli atılmıştır[6]. Nitekim Postacıoğlu’nun ifade buyurduğu üzere önemli sözleşmelerin yazıyla yapılması adet haline gelmiş olmasından dolayı Ordonnace de Moulins ile uygulanan teamüller kanunlaştırılmış olmuştur. Mecellede de önemli bir delil olan tanık delili günümüzde çürük delil, itibarsız delil olarak görülmektedir.

 

Tanık delilinin yerini senetle ispat mecburiyetinin almış olmasını Postacıoğlu’ndan naklettiğimiz şu alıntıyla gerekçelendirmek istiyoruz:

"Hakiki olmaktan ziyade cemilekâr şahitler bulmak tehlikesi bazen kanun ve hâkimler tarafından itimatsızlıkla karşılanmıştır. Diğer cihetten şahitlerin hüsnüniyet sahibi oldukları kabul edilse bile, şehadetle ispatın tahdidi dâvaların miktraını azaltmak için bir çaredir.İnsanın hatadan salim olmıyan hâfızası, akitler tarafından kullanılan şüpheli tabirler ve sonra bizzat anlaşmanın mudil olabilecek muhtevası bu delil şeklinin sıhhat ve emniyet arzetmesine manidir.”[7]

Akdeniz ülkelerinin benimsemiş olduğu senetle ispat kuralı, tahmin edileceği üzere yalancı tanık tehlikesinin etkisiyle kabul edilmiştir. Küçük yerlerde insanlar birbirlerini tanıdıklarından yalan tanıklık yapma tehlikesi oldukça azdır, ancak büyük şehirlerde aynı sokakta oturanlar bile birbirini tanımazken yalan tanıklık yapmak çok daha kolay olacaktır. Küçük yerlerde oturan insanlar da aralarında çıkacak uyuşmazlık korkusuyla doğruyu söylemekten imtina edebilirler. Ayrıca insan zihni gördüklerini, duyduklarını karıştırabilir, unutabilir; bundan dolayı söyledikleri gerçeğe muhalif de olabilir.

 

Senetle ispat mecburiyeti mahkemelerin işini de kolaylaştırmakta, yargılamayı daha hızlı ve pratik olarak neticelendirmekle iş yükü fazla olan mahkemelere bir hafifleme sağlamaktadır. Çünkü tanığın dinlenip, soru sorulması hâkimin zamanını alır ve hâkimi yorabilir. Senette yazılılık unsuru hayli önemlidir, bu yüzden matbaanın icadı, kâğıdın yaygınlaşması, okur yazarlığın artması da senet kullanımını yaygınlaştırmaktadır.

 

Konuralp delil ya da ispat unsurunun uyuşmazlığa ne kadar yakınsa güvenilirliği ve temsili niteliğinin de o kadar yoğun olduğunu ifade eder ve senedin güçlü bir ispat aracı olmasının altında politik bir gerekçe olan Fransa’da yasamanın yargıya güvensizliği olarak hakimin takdir yetkisinin kaldırılması amacı bulunduğunu ifade eder[8].

 

Üstündağ’a göre, senetle ispat zorunluluğunu ifade eden hükmün yalan şahitliği önleme, dâvalarda yalan şahitliğe meydan bırakmama ve tarafları yalan şahitliğin tehlikesinden korumak amacıyla getirilmiştir, yoksa mahkemelerin yükünü azaltmak ve kamu menfaati amacıyla getirilmemiştir[9].

 

Roma hukukunda delil serbestisi sisteminden kanuni delil sistemine doğru geçiş söz konusu olmuştur. Günümüzde resmi şekilde yapılan sözleşmelerin karşılığını Roma’da tanıkların huzurunda belli şekillerde yapılan sözleşmeler oluşturmaktaydı, çünkü yazının kullanımı yaygın değildi[10]. Tarihi arka plan da incelendiğinde insanların hukuki ilişkilerinde resmiyet kazandırma, somut belgelere dayandırma ihtiyacı söz konusu olmuş, tanık delilinin yalancı şahitlikten dolayı itibarı zedelenmiş ve yazının gelişmesiyle birlikte senet önemli bir delil niteliğini kazanmıştır.

2. MUKAYESELİ HUKUKTA SENETLE İSPAT

Case Law sistematiğini benimseyen, yani mahkeme içtihatlarıyla hukuku oluşturan Anglo-Sakson hukukunda bilindiği üzere yazılı hukuktan ziyade yargıçların davalara göre verdikleri kararlara dayalı hukuk meydana gelmiştir. Anglo- Sakson hukukunda delillerin serbestçe değerlendirilmesi esastır, ancak bazı hallerde senetle ispat zorunluluğuna benzer kurallar getirilmiştir. "…There the original contract was of a nature of which, under the Statute of Frauds, perforce must be in writing…”[11]Alıntıda geçen kısımda statute of Frauds olduğu durumlarda sözleşmenin yazılı şekilde yapılmak zorunda olduğu ifade edilmektedir, bu sözleşmelerin ispatı da ancak yazılı şekille söz konusu olabilir.

 

Parol evidence rule olarak geçen kural da senede karşı senetle ispat zorunluluğuna benzemektedir. Gianni v. R. Russel and Co. Inc. Kararında geçen ifadeler şu yöndedir: " All preliminary negotiations, conversations and verbal agreements, are merged in and superseded by the subsequent written contract and unless fraud, accident, or mistake be averred the writing constitutes the agreements and its terms cannot be added to nor substracted from parol evidence”[12]. Statute of Frauds kuralına göre yazılı olarak yapılmış bir sözleşmeye karşı ileri sürülüne iddiaların da yazılı şekille yapılmış olmadıkça ispatının mümkün değildir. Yazılı sözleşmeyi değiştirdiklerini iddia eden taraf bu durumu ancak yazılı olarak ispat edebilir ki bu kural Parol Evidence Rule başlığı altında incelenmektedir.

 

Uniform Commercial Code- ABD yeknesak ticaret kanunu- 2-201A contract for the sale of goods fort he price of $ 5.000 or more is not enforceable by way of action or defence unless there is some record sufficiate to indicate that a contract for sale has been made between the parties and signed by the party against which enforcement is sought or by the party’s authorized agent or broker.Maddeye göre5000 $’ı geçen sözleşmelerin tarafların imzalarıyla yazılı şekilde yapılması gerekir ve ancak bu şekilde ispatı mümkündür. Uluslararası Ticaret Hukukunda Bill of Lading ile malik mülkiyet sahibi olduğunu ispat ederek taşıyıcıdan malları alabilecektir[13].

 

Avrupa Birliği kömür ve çelik topluluğu olarak kurulmuş ekonomik bir topluluktu ve ilerleyen aşamalarda siyasi bir birliktelikle birlikte hukuk birlikteliği de oluşturma çabası içerisine girdi. Nitekim Avrupa Birliği Hukuku olarak oluşmuş hukuk alanı ilk olarak Roma Antlaşmasıyla başladı ve Maastricht Antlaşması ve diğer antlaşmalarla birlikte en son halini 2010 yılında yürürlüğe giren Lisbon Antlaşmasıyla aldı. Avrupa Birliği Hukukunda ortak bir hukuk politikası oluşturulmakla birlikte ülkelerin kendi hukuk kuralları-AB hukukuyla birlikte- uygulanmaya devam eder. Ülkelerin kendi mahkemelerinde uyuşmazlıklar görülür. AB hukukunun üstünlüğü prensibi ise kendini hissettirir, nitekim AB hukukuna uymayan ulusal hukuk normları geçersiz olacaktır. Bununla birlikte tanıklar, belgeler, delil kavramı ve delilin benzer şekilleri tanımlanmayıp, ülkelerin kendi delil kurallarına göre yorumlanmasındaki alan açık bırakılmıştır[14].

 

"Transfer of Sovereign Power” olarak ifade edilen egemenlik gücünün devri anlamında üye ülkelerin Avrupa Birliğine kendi egemenlik güçlerini devretmiş olmalarına karşın deliller konusunda kendi düzenlemelerinin ön planda tutulması daha isabetlidir. Nitekim uyuşmazlıkların ülkelerin kendi kültürleri, ekonomik yapıları, insan profilleri, iklimleri dikkate alınarak ispatları değişmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz üzere usul kuralları devletlerin egemenlikleriyle ilgilidir. Her ne kadar Avrupa Birliğinde üye ülkeler egemenlik güçlerini birliğe devretseler de egemenliklerini devretmezler ( Member States transfer their sovereing power to the Union, not their sovereignty). Dolayısıyla Avrupa Birliğinde delil ve ispat hukuku ulusallığını korumaktadır ve genel bir delil hukuku oluşturulmamıştır.

 

Fransa’da Code Civil ve Code de Commerce değiştirilirken senetle ispat mecburiyeti korunmuş ve bu hükümleri Fransa haricinde Hollanda ve İtalya Fransız kanunu benimsedikleri gibi, bu kuralları da aynen denecek kadar çok az farkla iktibas etmişlerdir[15]. Belçıka, Romanya, borçlar kanunu federal bir kanun olana kadar İsviçre’nin Fransızca konuşulan kantonları, Venezuella da senetle ispat zorunluluğunu benimsemişlerdir[16]. İsviçre hukukunda miktara nazaran hesap edilen özel bir ispat şekli kabul edilmemiştir[17].

 

3. MECELLE’DE SENET ve SENETLE İSPAT

Mecelledeki usul hükümlerini incelediğimizde hüküm sebeplerinin (esbâb-ı hüküm) yedi olduğunu görürüz: 1- Karîne-i katıa 2- Şehadet 3- İkrâr 4-Yemin 5- Yemînden nükûl 6- Kassâme (katilin bulunduğu yer ahalisinden elli kişinin keyfiyet mahsûsa üzre yemin etmesidir) 7-Alâ- kavlin ilm-i Kadı (Hakimin hususi bilgisini davada kullanmasıdır. Mecelle bu durumu delil olarak kabul etmemektedir)[18].

 

Mecellenin 1606. maddesinde şöyle denir: Nasıl ki lisân ile ikrâr eden kimse ikrârıyla mu’âhaze olunur ise yazı ile ikrar eden kimse dahi ol vechile ikrârıyla mu’âhaze olunur. Senedi yazılı ikrar olarak ifade eden Mecelle[19], her hatt ma’mûlün-bih (kendisi ile amel olunan) ve medâr-ı sübût-ı da’vâ (davanın son bulma sebebi) addetmek caiz olmadığı gibi hiçbir hatt ile amel olunmamak dahi ibtâl-i hakka (hakkın hükümsüz kalmasına) bais olarak caiz değildir.

 

Kitâbetle yani yazı ile ikrâr, lisan ile ikrar gibidir. Bir kimsenin kendi ikrarını ta’bîr-i âharla ikrarına delalet edecek yazıyı yazmak üzere âhara emr etmesi hükmen ikrardır ( Bir kimsenin kendi ikrarını başkasına yazdırması hükmen ikrardır ) ( m.1606, 1607).

Mecelle’nin 1609. maddesinde: Bir kimse kendisi yazıp yahut bir katibe yazdırıp da kendi imzasıyla mumzâ yahut kendi hatmiyle –mühürlemesiyle- mahtûm mühürlenmiş olarak âhara vermiş olduğu deyn (borç) senedi eğer mersûm ise, yani resm ve âdete muvâfık olarak yazılmış ve sâhibi-i imzâ veya hatm senedin muharrer bulunduğu lisâna âlim ve vâkıf ise ikrâr-ı bi’l-kitâbe olup takrîr-i şifâhîsi gibi muteber ve mer’i olur. Bir kimse kendisi yazıp ya da bir başkasına yazdırarak imza atıp veya mühürleyerek bir başkasına verdiği borç senedi usulüne uygun yazılmışsa, sahibinin imzasını taşıyorsa ve senedi imzalayan ya da mühürleyen senedin dilini anlıyorsa bu yazı ikrardır, sözlü ikrar gibi geçerlidir[20].

 

Hulâsa, Senet şa’ibe-i tezvîr ve şüphe-i tasnî’den berî olmazsa onunla amel olunamaz. Berî olursa onunla amel olunabilir.- Senet şüpheliyse davadaki işlemlere esas alınamayacaktır, davada kullanılabilmesi ve hakkın dayanağı olabilmesi için şüpheden uzak olması gerekmektedir. Şu üç senet yalan ve uydurma şüphesi taşımamaktadır:-şâ’ibe-i tezvir ve şüphe-i tasni’den berîdir:

-Deyn (borç) senedinin hem yazısı hem de imzâsı medyûnun (borçlunun) ise.

-Deyn senedinin yazısı başkasının ve imzâsı medyûnun ise

-Deyn senedinin yazısı kendisinin olup, zîrini mührüyle tahtîm etmiş ise mazmûn-ı (imza yerine borçlunun kendi mührüyle düzenen) senetle amel olunabilir[21].

 

Bir kimse diğer kimseye on altın borcu olduğuna dair iki sened verip de ikisi de imzasıyla mumzâ ve hatmiyle mahtûm bulunsa, ikisini de mukırr ve mu’terif olunca yirmi altın vermesi lazım gelir. " Borcum on altındır bir sened, diğerini mü’ekkiddir” demesine itibar olunmaz[22]. Ayrı ayrı verilen senetlerde ikrar edilen borçlar ayrı ayrı değerlendirilir ve ikisinin toplamı bir borç teşkil ediyormuş gibi düşünülmez, çünkü her senet ayrı delildir. Biri diğerinin yerine ikame olunmaz. Aynı kural mevcut medeni usul hükümlerimizde de uygulanır.

 

Senedin inkârı durumunda uygulanacak usul kuralını 1610. madde düzenlemiştir. Bir kimse imzasıyla, hatmiyle ve mühürlemesiyle bir kimseye vermiş olduğu borç senedinin hattı ve mührü kendisinin olduğunu itiraf ederken lakin borç benim değildir dese inkârına itibar olunmayıp borcu ifa etmesi gerekir. Şayet mühür veya yazı tanınmıyorsa istiktab olunarak (yazı yazdırılarak) bilirkişiye başvurulur. Yazı yazmaktan kaçınırsa önceki yazıları (tatbike medar hatt) getirilerek incelenir, mümkün olmazsa yazı yazmaya zorlanılır (Böyle bir hatt dahi bulunmasına zahir olan kitâbete icbâr olunur). Aşağıda HMK ile ilgili yapacağımız imza incelemesindeki açıklamalarımızla buradaki incelemenin benzerliğini görmekteyiz. Farklılıklar bulunmakla birlikte sistematik olarak birbirine benzeyen incelemede yazı olarak yapılan mecelledeki inceleme şimdiki usul hukukumuzda imza üzerinden yapılmaktadır. Günün koşullarıyla birlikte mühür uygulaması kullanılmamakta, yazının bilgisayar veya daktiloyla yazılmasıyla yazının borçlu tarafından yazılıp yazılmadığının incelenmesi fazla gerektirmemektedir. Borçlu itirazını yaparken borcum yoktur, senetteki imza benim değildir demektedir, yoksa senetteki yazıyı ben yazmadım diyerek borçlunun itirazı pek mümkün değildir.

 

1611. maddede senet borçlusunun ölümü durumunda mirasçıların durumu düzenlenmiştir. Bir kimse mersûm borç senedini verdikten sonra fevt olursa(ölürse), varisleri ol sened müteveffânın olduğunu mu’terif oldukları halde deyni (borcu) inkâr etseler bile ol deyni tereke-i müteveffâdan îfâ eylemeleri lazım gelir. Mirasçılar ölenin cüzi halefi olacaklarından senetteki borçtan dolayı sorumlu olacaklardır meğer ki ölenin terekesi olmasın. Muris terekede aktif kısım bırakmamışsa mirasçıların da senedi ödemeleri gerekmez.

 

Usul-i Muhakemat-ı Hukukiyede senetle ilgili hükümler Fransız hukukundan alınmıştı. Eski usul kanunumuza göre hukuki işlemlerin her türlü delille ispatlanması, senetle ispatlanabilmesi için işlemlerin senede bağlanmasının örf ve adet haline gelmesi gerekmekteydi. Şimdiki usul kanunumuzda ise kural senetle ispat iken örf ve adet halinde senede bağlanmaması bir istisna teşkil eder[23].

 

 

4. HUKUKUMUZDA SENET, SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞU

4.1. Belge

1 Ekim 2011’de yürürlüğe giren yeni hukuk muhakemeleri kanunumuz mülga hukuk usulü muhakemeleri kanunumuzdan farklı olarak belge kavramını düzenlemiştir. HMK 199. maddeye göreuyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.Madde metninden de anlaşıldığı üzere belge kavramı senedi içine alan bir kavramdır, nitekim senet bir belgedir ama her belge bir senet değildir[24]. Gerekçede belirtildiği üzere senet kavramının tanımlanmasından kaçınılmış, ancak belge kavramı tanımlanmıştır.

 

Belge hukukumuzda yeni bir kavramdır, ancak senet HUMK zamanında da kanunumuzda yer almaktaydı (HUMK 287 vd.). Senet bilinen bir kavramdır ve senetle ilgili bir tanım yapılması bazı sınırlamalar da içereceğinden gelişmeler karşısında sıkıntılı bir durum oluşabilecektir. Belgenin tanımı yapılırken özelliklerinden ziyade nelerin belge olduğu hususu üzerinde durulmuştur. Örnekleme yoluyla yapılan bu sayım muhtemel ve müstakbel teknolojik gelişmelerle ortaya çıkabilecek delillerin belge olup olmadığı konusunda muhtemel kısıtlamalara engel olacaktır.

 

Belge uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli olan bir "bilgi taşıyıcısı” dır. Yargılama hukukunda bu belgeler ispata elverişli oldukları ölçüde ve uyuşmazlık konusu vakıaya ilişkin olarak delil niteliğine haiz olacaklardır. Kanunda yazılı metin, çizim, görüntü, video şeklinde farklı niteliklerle meydana gelmiş belgeler sıralanmıştır. Elektronik ortamdaki maillerden, telefona gelen mesaja, fax metninden, fotoğrafa, güvenli elektronik imzayla düzenlenmiş elektronik ortamdaki verilere kadar uyuşmazlık konusu vakıaya ilişkin bilgi taşıyıcıları belge olarak kabul edilmiştir[25].

 

Belge kavramının tanımlanmasında yararlanılan Bilgi Edinme Hakkındaki Kanunun 3. maddesinin d bendi ise şöyledir:Belge: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları bu Kanun kapsamındaki yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân, film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını ifade eder.Bilgi Edinme Hakkındaki Kanuna benzer şekilde düzenlenen HMK maddesinin sayımı teknolojik gelişmelerin getirdiği delillerin muhakeme açısından hangi değerde olduğunun belirlenmesinde gerekli bir madde olduğu kanısındayız[26].

 

4.2. Senet

 

Belgeyle ilgili bu açıklamalarımızın ardından senet kavramına değinebiliriz. Senet bir kimsenin kendi aleyhine düzenlediği, yazılı olan ve imzasını taşıyan bir belgedir[27]. Senet kambiyo senetleri olan çek, bono, poliçe olabileceği gibi, kıymetli evrak olan varant, ipotekli borç senedi, irat senedi ya da bir borçlar hukuku sözleşmesi de olabilir. Bir kağıtta A’nın imzasını taşıyan ve A B’ye 200.000 lira borçludur metni de bir senettir. Nitekim BK 17 borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı muteberdir demektedir. Bu ibarenin bir kağıtta yazması şart değildir, deri parçasına yazılmış, taş üzerine oyulmuş ibareler de senet oluşturur[28].

 

Kişinin senet teşkil edecek belgeyi kendi aleyhine delil olma iradesi ile düzenlemesi gerekmez; senet metninin nasıl yazıldığı da önemli değildir: mürekkep, kurşun kalemle yazılabileceği gibi matbu bir metin de senet olabilir. Fotokopi metinler yazı olmadığından senet sayılmazlar ve fax metni de ayrıca imzalanmadıkça senet sayılmaz[29]. Fax metni bir belge niteliğinde olduğundan aşağıda açıklayacağımız delil başlangıcı kavramına dahil olabilir. İmzası fotokopi olmayan, ayrıca atılmış imzalarla oluşan belgeler ancak senet olabilir[30].

Senedin unsurlarını şöyle ifade edebiliriz[31]:

-Senet sayılan belgeninmütecessimolması, dış alemde somut bir varlık kazanması gerekir. Kağıda, tahtaya, betona, ağaca yazılmış olması senedin dış dünyada varlık kazanmasını sağlayacaktır.

-Senetyazılıolmalıdır. Ses kaydında geçen A B’ye 7000 TL borçludur ibaresi şartlarını taşıyınca bir belge iken, bu ifadenin kağıda yazılıp imzalanmasıyla senet meydana gelecektir.

-Senet borçlu tarafındanimzalanmış olmalıdır. İmza senedin borçludan sadır olduğunu ve yazılanların borçlunun iradesine uygun olduğunu ifade eder.

-Senet bir vakıa hakkındairade beyanıiçermelidir. Borçlu olduğunun açıklanması ancak bu borcun kaynağının belirtilmemesi de mümkündür. Soyut borç ikrarının muteber olduğunu ifade eden BK 17 bu duruma geçerlilik vermektedir. Önemli olan senette borçlu olduğunun şüpheye mahal vermeyecek şekilde ifade edilmiş olmasıdır. Şekille ilgili söylediğimiz durumlar irade beyanının ortaya konması için gerekli unsurlardır. Bu unsurlardaki eksiklik olması durumunda belge senet sayılamayacak, koşulları varsa delil başlangıcı olabilecektir.

 

HMK 206[32]imza atamayanların durumunu düzenlemiştir.İmza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlıdır.Hükme göre mühür veya el ile yapılmış bir işaretin (örn: parmak izi) kullanılabilmesi için ilgilinin okuyup yazma bilmemesi ya da imza atmaya kuvveti olmaması gerekir (her iki kolu da olmayan biri). Bu şartları içermeyen mühür veya el ile yapılmış bir belge tasdik dahi edilmiş olsa geçerli sayılmaz[33]. İhtiyar heyeti veya mahallerindeki iki şahıs tarafından imzanın tasdik edilmiş olması gerekir.

 

HMK 207’ye göresenette tahrifat yapılması durumunda ayrıca onanmadıkça inkâr halinde göz önünde tutulamaz. Tahrifat çıkıntı, kazıntı veya silinti şeklinde olabilir. Mahkemece senedin geçerliliğine ve anlamına etkili olacak nitelikte görülürse senet kısmen veya tamamen hükümsüz sayılabilir. Senedin güvenilirliğine halel gelebilecek durumlara ilişkin olan bu hükümle kazıntı veya silinti ile ortadan kaldırılan senet kısmının dikkate alınması gerekir. Bu konuyla ilgili HUMK 298 hükmündeki düzenleme dili sadeleştirilerek muhafaza edilmiştir.

 

NK 81. maddesinde de noterlik işlemlerinde, ilgililerin imzasını ve noterin onayını taşımayan çıkıntılar geçerli değildir. Çıkıntılar el yazısı ile yapılamaz denmektedir. Resmi nitelikteki bir senette yapılan çıkıntılar NK 81’e uygun olarak gerçekleştirilmemiş olmakla beraber HUMK 298-HMK 207’nin aradığı gereklere uygun düşüyorsa bu çıkıntılar resmi senedin kuvvetine sahip olmamakla beraber bir ispat kuvveti taşıyacaktır. Ancak düzenlenen noter senedi sıhhat şartı olarak düzenleniyorsa çıkıntının geçerliliği için mutlaka 81.maddeye uygun yapılması gerekir[34].

4.3. Senet Çeşitleri

 

Senet düzenleme biçimine ve ispat gücüne göre adi senet ve resmi senet olmak üzere ikiye ayrılır, adi senetler bir makamın iştiraki aranmadan tarafların imzaladığı senetler iken resmi senetler noter senetleri, yabancı ülkelerde düzenlenen senetler, resmi makam ve mercilerce düzenlenen diğer belgelerdir[35]. Kanunlarda resmi olarak yapılmaları emredilen ve mercileri belirtilmemiş olan bütün hukuki işlemleri bu kanun hükümlerine göre yapmak yetkisi noterlere aittir (NK m.60). Bir belgeye resmi niteliğini noterler vereceklerdir. Noter senetleri düzenleme (NK m.84 vd) ve onaylama (NK m.90 vd.) şeklinde yapılabilir.

 

Düzenleme biçimindeki senetlerde noter ilgilinin isteğini yazar ve tutanağı kendisine okur, ilgili imzalar ve noter de imzalayıp mühürler, aslı noterde saklanır ( NK m. 84-86). Düzenleme biçimindeki senetler kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içerirse İİK m.38’e göre ilâm niteliğinde olur ve ilâmlı takibe dayanak yapılabilir. Onaylama biçimindeki senetlerde ise senedin içeriği taraflarca ya da üçüncü bir kişi tarafından yazılabilir. İlgilinin imzasını noter kendi önünde atıldığını açıklayarak kendisi de senedi imzalar (NK m. 90-93). Yabancı ülkelerde düzenlenen senetler ve imza atamayanların hukuki işlemleriyle ilgili olarak yukarıda açıklama yapmıştık.

 

4.5. Resmi ve Adi Senetlerin İspat Gücü

 

HMK 204 ilamların ve resmi senetlerin ispat gücünü düzenlemektedir.İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar. İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar. Mahkeme, yukarıdaki belgelerden biri hakkında şüphe uyandıran bir hâl görürse, ilgili daireden açıklama isteyebilir.Resmi senetleri düzenleyen bu hükümden anladığımız şekilde aksi ispatlanıncaya kadar resmi senetler kesin delil olacaklardır. Gerekçede belirtildiği üzere mahkeme huzurunda yapılan sulhler, resmi vasiyetname düzenlenmesi, tereke tespiti gibi resmi belgeler de resmi senet kuvvetine sahiptir[36]. HUMK’tan farklı olarak onaylama şeklinde yapılan senetlerle yetkili memurların yetkileri dahilinde usulüne uygun düzenledikleri belgeler ile ilam ve düzenleme şeklindeki senetler farklı fıkralarda düzenlenmiştir. Gerekçesi ise konunun daha anlaşılır kılınması için yapılmış olmasıdır. Nitekim HUMK’taki düzenlemede noterlerin onaylama biçiminde yaptıkları senetler resmi senet niteliğinde değilmiş de sadece düzenleme şeklinde yapılan senetler resmi senetmiş gibi bir anlam çıkabilirdi. Ancak usulüne tevfikan tasdik ettikleri vesikalar kısmına noterlerin onaylama şeklinde yaptıkları senetler girer. Yeni kanun sistematik olarak uygun bir düzenleme yaptığı kanısındayız.

 

HMK 204 resmi senetlerin aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılacaklarını ifade etmiştir, HMK 205 ise adi senetlerin ispat gücünü düzenler.Mahkeme huzurunda ikrar olunan veya mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetler, aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılırlar.Adi senetler mahkeme huzurunda ikrar edilir yahut aşağıda inceleyeceğimiz üzere inkâr edilir de yapılan inceleme sonucunda inkâr edenden sadır olduğuna karar verilirse kesin delil sayılır. Adi senetlerin sahteliğinin iddiası resmi senetlerin ise sahteliğinin ispatı onları kesin delil olmaktan çıkarır[37].

 

Resmi senet güven uyandırmasından dolayı aksiliği iddia edildiğinde kesin delil olma vasfını kaybetmeyecek ve sahteliği ispatlanana kadar kesin delil olarak mahkeme işlemlerinde kullanılabilecektir[38]. Ancak sahtelik davası açıldığında bu dava bekletici mesele yapılır ve mahkemelerin birbirine aykırı kararlar vermesinin önüne geçilir. Adi senedin sahteliği iddia edildiğinde ise aşağıda belirtecek olduğumuz işlemler yapılacak ve yine senet mahkeme işlemlerine esas alınmayacaktır.

 

 

 

HMK 209/3 ve HUMK 317’de senede dayanarak verilmiş ihtiyati tedbirlerle ilgili düzenleme bulunmaktadır. Hükme göre, senede dayanılarak verilmiş ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasını etkilemez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir.

 

4.6. Resmi ve Adi Senetlerde Yazı veya İmza İnkârı

HMK 208 yazı veya imza inkârı başlığıyla sahtelik durumunu ifade etmektedir.Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi halde belge aleyhine delil olarak kullanılır.Sahtelik iddiasının taraflarca açıkça ileri sürülmesi gerekir, aksi halde bu delil aleyhine kullanılır[39].

 

Zira tarafların sahtelik iddiası söz konusu olmazsa delilin sahte olup olmadığını kanunda öngörülen haller dışında ayrı bir inceleme konusu olmayacaktır.Belgenin sahteliği iddia edildiğinde belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır ( 208/2). Belgenin incelenmesinin isabetli olabilmesi için o anki durumunun korunarak saklanması gerekmektedir. Bu belge saklanarak mahkemedeki başka işlemlere de konu edilemeyecektir. Belgenin sahteliği ön sorun şeklinde ileri sürülebileceği gibi bu konuda ayrıca sahtelik davası da açılabilir. Bu davada evraka resmiyet kazandıran kişi de taraf gösterilerek karşı tarafla birlikte mecburi dava arkadaşı konumunda olur. Evrakı düzenleyen kişi olmadan resmi senet düzenlenemeyeceğinden, sahtelik davası açılırken de karşı tarafta resmi memurun da gösterilmesi ideal olanıdır[40]. Resmi senedin sahteliği ileri sürülürken sahtelik iddiası resmi senedin ancak resmi memur tarafından düzenlenen bölümleri hakkında mümkündür ve bu sahtelik iddiası ile noterin bir haksız fiil işlediği iddia edilir[41]. Resmi memur ilk görülen davada herhangi bir tarafta yer almamaktadır dolayısıyla ayrı dava açılmadan ön sorun olarak resmi senedin sahteliğinin incelenmesi davanın tarafı olmayan birinin davaya eklenerek iç içe dava olması gibi bir durum olacaktır ki medeni usul hukuku böyle bir imkân tanımamaktadır.Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir(208/4). Sahtelik davasının bekletici sorun yapılması gerekmektedir, çünkü sahtelik davasında verilecek olan karar ilk davanın sonucunu etkileyebilir. Bu hüküm HUMK 308, 310 ve 314’ün düzenlenmiş ve sistematikleştirilmiş halidir, ciddi farklılık içermemektedir.

 

Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde bu konuda bir karar verilinceye kadar senet hiçbir işleme konu alınamazken resmi senetlerdeki yazı veya imza inkârında senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınmaz (209/ 1-2)[42]. Resmi senedin işleme esas alınmaması için sahteliğinin mahkeme kararıyla sabit olmasının gerekmesi resmi senede duyulan güvenden kaynaklanan bir düzenlemedir. Mezkûr maddenin 3. fıkrasında düzenlenen senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir düzenlemesi 1086 sayılı kanundan farklı bir durum ihtiva etmemektedir. Güvenli elektronik imzalı belgelerin inkârı halinde hâkim veriyi inkâr edeni dinledikten sonra bir kanaate varamamışsa bilirkişi incelemesine başvurur (m. 210). Güvenli elektronik imzalı belgeler teknik bilgi gerektirdiğinden uzman kişilerce yapılacak olan inceleme ile belgenin sahte olup olmadığı ortaya çıkacaktır.

 

Adi senetteki sahtelik incelemesi konusunda HMK 211[43]uygulanacaktır. Hükme göre tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkına uygun olarak karşı tarafın da açıklamaları dikkate alınarak sırasıyla şu işlemler yapılacaktır. Hâkim yazıyı veya imzayı inkâr eden tarafa isticvap edileceğine dair meşruhatlı bir davetiye gönderir ve belirtilen günde hazır bulunmazsa inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılacağı bildirilir. İsticvaptan sonra bir kanaat edinememişse bu kişiye yazı yazdırıp imza attırarak (istiktap) belge ve diğer delilleri değerlendirir. Bu aşamada karar verilebilirse gerekçesiyle kararın verilmesi gerekir. Hakim kesin bir kanaate varamazsa bilirkişi incelemesi yaptırır, bilirkişi incelemesinden önce tatbike medar-karşılaştırmaya elverişli- yazı ve imza varsa ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi bu yazı ve imzalarla o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi gerek görürse tarafın huzurunda yeniden yazı yazmasını veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir

 

İspat hukuku açısından önemli olan senet metninin sâdır olduğu kişiye aidiyetidir, kural olarak bu aidiyet imza ile belirlenir[44]. Kanun hükmünde yazının inkârından da bahsedilmektedir. Açıkçası buradaki yazı inkârı borçlunun senetteki yazıyı kendisi yazmadığından dolayı bir sahtelik iddiası değildir. Çünkü, senedin unsurlarından bahsederken kişinin borçlu olduğu yönündeki iradesinin yazılı olarak dış dünyada tecessüm etmesi gerektiğini ve borçludan sadır olmasının da kişinin imzasıyla söz konusu olacağını ifade ettik. Yazılılık unsurunda yazan kişinin mutlaka borçlu olması gerekmez. Bilgisayarda yazılmış bir metin de, matbu şekilde oluşturulmuş bir form da senet olabilir. Borçludan başka alacaklı da senetteki içeriği yazmış olabilir[45]. Ancak asıl önemli olan bu içeriği borçlunun imzasıyla kabul ettiğini göstermiş olmasıdır.

 

Adi senetlerde yazının inkârı ise, delil başlangıcında yazılılık söz konusuysa ve delil başlangıcının borçludan sadır olduğu iddiası yazılı olmasına dayanıyorsa söz konusu olabilir. Ancak maddede senet dendiği için ve delil başlangıcı senet olmadığından dolayı bu hüküm delil başlangıcında da uygulanabilir mi tartışılabilir. Beyaza imza atıldığında ve aradaki anlaşmaya aykırı olarak sözleşmenin doldurulduğunu borçlu iddia ettiğinde yazılı bir metinde borçlu ben bu yazıyı yazmadım diyorsa, hakim yine bu yazının borçlu tarafından yazılmış olup olmadığını HMK 209’daki durumda inceleyebilecektir. Böylece yazıyı borçlunun yazdığı kanaatini edinirse sahtecilik iddiasını reddedecektir.

 

Bir senedin sahte olduğu kararı kesinleşince senedin altına sahte olduğu yazılarak senet iptal olunur. Resmi senetlerde, senedin ilgili dairedeki aslı da bu yolla iptal olunur (m. 212). Sahte senedin iptaliyle ilgili HUMK 318 korunmuştur. Ancak haksız yere sahtelik iddiasında kısmen değişiklikler yapılmıştır. Sahtelik iddiası sonunda haksız çıkan taraf kötüniyetli ise bu sebeple ertelenen her bir duruşma için celse harcına ve talep halinde bu sebeple diğer tarafın uğradığı zararları tazmin etmeye mahkûm edilir. Resmi senetteki imza veya yazı inkâr edildiğinde, yukarıdaki harç miktarı iki katı olarak uygulanır. Bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesinden önce, tarafların sahteliğe ilişkin iddialarından vazgeçmeleri halinde, hâkim, tazminattan indirim yapabileceği gibi tazminata hükmetmeyebilir (m. 213).

 

Sahtelik iddiasında haksız çıkan tarafa yaptırım uygulanabilmesi için kötüniyetli olma şartı getirilerek haklı olabilecek olan sahtelik iddialarına engel olunmamaya çalışılmıştır. Diğer tarafın tazminat alabilmesi için zararını ispat etmesi gerekir. Madde HUMK 313, 319 ve 320’nin karşılığını oluşturmaktadır. HUMK sahtelik iddiasının sonunda tazminata hükmedilebilmesi için iddiada bulunanın kötüniyetli olma şartını aramamış, haksız çıkmasını yeterli bulmuştur. Ayrıca tazminata hükmolunmasından başka ertelenen duruşma için celse harcına karar verileceğine dair hüküm bulunmamaktadır. HMK’da ise HUMK 320’de yer alan sahtelik iddiasından feragatte mahkemenin feragati kabul edip etmemekte serbest olduğu hükmü yer almamaktadır. Kanımızca mahkeme feragatin kabul edilip edilmemesinde yine serbest olmalıdır.

4.7. Senetle İspat Zorunluluğu

 

Kanunun hakime delilleri serbestçe değerlendirme hakkı tanımadığı, delille bağlı olmasını öngördüğü hallerde kesin delille ispat zorunluluğu vardır. Senetle ispatın zorunluluğu kesin delille ispat zorunluluğunu ifade eder. Bu başlık altında senetle ispatın zorunlu olduğu halleri inceleyeceğiz.

 

6100 sayılı HMK’da 1086 sayılı HUMK’taki senetle ispat zorunluluğu halleri aynen kabul edilmiş, sadece parasal sınır değiştirilmiştir. HMK 200 HUMK 288 ve 289. maddelerin karşılığı olarak düzenlenmiştir. HMK 200[46]-Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bir hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.HMK’da HUMK’taki düzenleme parasal sınır dışında aynen korunmuştur.Senetle ispat sınırı 2005 yılında tasarı komisyonundaki görüşmelerde beşyüz Türk Lirası olarak belirlenirken, aradan geçen altı yıl içinde paranın değer kaybı ve günümüz ekonomik koşulları içinde yüksek bir rakam olmadığı ve bu miktarda senet istenmesi aralarındaki ilişkiye zarar vereceği cihetiyle sınır ikibinbeşyüz Türk Lirasına çıkarılmıştır. Senetle ispat sınırının bu kadar yükseltilmesi ve belge kavramının senetle ispat zorunluluğunun bir istisnası olan delil başlangıcı olması senetle ispat zorunluluğunun uygulama alanını oldukça daraltılmıştır.Tanıkla ispat Cumhuriyet öncesi, Mecelle döneminde çok büyük öneme haiz iken günümüzde takdiri delil olan tanık çok fazla güvenilen bir delil değildir. Bu cümleden olarak takdiri delilin alanının genişletilip kanuni delillerin alanının bu kadar daraltılmasını ispat hukuku açısından isabetli bulmamaktayız.

 

Senetle ispat mecburiyetinin görünümü ikibinbeşyüz TL’yi geçen hukuki işlemler ile bu hukuki işlemlere karşı ileri sürülen iddialar içindir[47]. Senetle ispat mecburiyeti olabilmesi için bir hukuki işlemin ispatı söz konusu olmalıdır ve hukuki fiillerin senetle ispatı gerekmez[48]. Hukuki işlem hukuki bir sonucu elde etmek maksadıyla irade açıklamasında bulunmaktır[49]. Taraflar arasındaki karz akdi sözleşme kurulurken hazırlanmış bir senetle ispat edilebilecekken bir haksız fiilin önceden düzenlenmiş bir senetle ispat edilebilmesi mümkün olmayabilir. Hukuki işlemin borçlandırıcı işlem veya tasarruf işlemi olması arasında da bir fark yoktur, iki halde de şartları varsa hukuki işlemin senetle ispatı gerekir[50].

 

Aynı hukuki ilişkide tarafların farklı edimleri yerine getirmeleri halinde, her ikisinin edimini ispat şekli farklı olabilir. Bir hizmet sözleşmesinde işçi, edimi olan işi gördüğünü her türlü delille ispat edebilirken, işveren ödemeyi senetle ispat etmelidir. Çünkü işi yerine getirilmesi bir fiildir, bunun senetle ispatına gerek yoktur, lakin, ödeme borcu sona erdiren bir sebep olarak senetle ispat edilebilir[51].

 

Hukuki işlemin miktarı ve değeri yapıldığı andaki durumuna göre belirlenecektir. Davanın açıldığı andaki değer yapıldığı ana göre az bile olsa yapıldığı andaki değer 2.500 TL’nin üzerindeyse senetle ispatı gerekecektir. Ayrıca hukuki işlemin tümünün değerine göre bir belirleme yapmak lazım gelir. Kısmi dava açıldığında senetle ispatı gereken meblağ dava edilmese bile fazlaya ilişkin haklar da dahil edilerek hukuki işlemin bütünü üzerinden senetle ispat edilecektir. A’ya 10.000 lira borcu olan B, A tarafından daha sonra 8.000 lira borcundan ibra edilse dahi 2000 lira olan alacağını A senetle ispat etmesi gerekecek, B’nin de 8.000 liralık ibrayı yine senetle ispat etmesi lazım gelir. (Bir hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma(ibra) gibi herhangi bir sebeple 590 TL’yi aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz).Bu hukuki işlemlerin aksinin de yine senetle ispat mecburiyeti vardır[52].

5. SENETLE İSPAT MECBURİYETİNİN İSTİSNALARI

5.1. HMK 203’teki İstisnalar

Senetle ispat mecburiyetinin istisnalarını HMK 203’teki haller, delil başlangıcı bulunması,delil sözleşmesi yapılması ve kadastro mahkemesindeki yargılama oluşturur[53]. Bu hallerde senetle ispat gerekmemekte, tanıkla yahut diğer takdiri delillerle ispat mümkün olabilmektedir. Bu halleri inceleyecek olursak:

1-Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler[54]-Yakın akrabalar arasında yapılan hukuki işlemlerde senet istenmesi aradaki güven duygusunu zedeleyebilir. Bu yüzden yakın hısımlar arasındaki hukuki işlemlerin ispatında kanun koyucu senet mecburiyetinin istisnasını kabul etmiştir[55]. Burada eşler arasında evlilik birliği olduğu sırada yapılmış olan hukuki işlemlerde senetle ispat mecburiyetinin istisnası söz konusudur. Evlilik birliği daha sonra ortadan kalkmış olsa da hukuki işlemin yapıldığı anda resmi evlilik bağının olması gerekir. Bu maddedeki istisna senede karşı senetle ispat ikinci ana kuralının istisnası değildir. Zira yakın akrabalık ilişkisinde senet düzenlendiğinde manevi imkansızlık ortadan kalkmış olacağından, bu senede karşı ileri sürülecek iddiaların da senetle ispat edilmesi gerekir.

2-İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler[56].Tarafların aralarındaki ilişkiye göre senet düzenlemeleri imkânsız olmalıdır. Nişanlılar arasındaki, evlât edinen ile evlâtlık arasındaki ilişki senet düzenlemede manevi imkânsızlık oluşturur.

3-Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler.

4-Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları-Hata, hile[57], ikrah ve aşırı yararlanma-gabin- durumunda senetle ispat mecburiyeti bulunmamaktadır, çünkü bu işlemlerin senede bağlanmasında maddi imkânsızlık vardır. Hilenin uygulanması diğerlerine göre daha fazladır.

5-Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.-Tarafların muvazaa iddiaları istisna kapsamında değildir.

6-Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli.-Öncelikle senedin kaybolmasının ispatı gerekir ki bu durum tanıkla ispatı edilebilir, daha sonra da tanıkla hukuki işlem ispat edilebilecektir.

HMK 203. maddede HUMK 293 ve 294 tek madde altında düzenlenerek sistematik bir bütünlük oluşturulmuştur. Yeni düzenlemede HUMK’ tan farklı olarakcürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiillerbendi yer almamıştır. Tazminata müstelzim fiiller haksız fiillerdir ve haksız fiiller hukuki işlem olmayıp hukuki fiil[58]olduklarından ispatı için senet gerekmemektedir. Hukuki fiillerin bir istisna olduğunu düşünmemekteyiz, çünkü hukuki fiiller kuralın içerisinde değildir, senetle ispat mecburiyeti zaten hukuki fiilleri kapsamaz.

 

Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddialarının tanıkla ispat edilebilmesi ise HUMK zamanında gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde kabul edilen görüştü. Bu bent yeni bir kural getirmemektedir, dikkat edilmesi gereken nokta tarafların ve haleflerinin muvazaa iddialarının senede karşı senetle ispat zorunluluğundan dolayı tanıkla ispat edilemeyip senetle ispat edilmesi gerektiğidir. Üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları ise bu durumun dışındadır. HUMK 293.maddenin 5. bendinde akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu durumunda tanık kullanılabilir, senetle ispat gerekmez ifadesi yer almaktaydı. Halbuki HMK irade fesadı halleri diyerek hata, hile ve ikrahı içerisine almasına rağmen cebiri hükmün kapsamı dışında bırakmıştır. Bir kişinin bir hukuk işlemi yapması için zorlanması durumunda (örn: elinin zorla tutulup imza atılması) iradesi olmadığından ve hukuki işlem de irade beyanı olmadan kurulamayacağından burada bir hukuki işlem yoktur. Bu yokluk hali de her türlü delille ispatlanabilir. Dolayısıyla HMK’nın cebri kapsamına almaması bir eksiklik oluşturmaz.

 

5.2. Delil Başlangıcı

HUMK 292’de düzenlenen yazılı delil başlangıcı senetle ispat mecburiyetine tanıkla birlikte kullanılınca bir istisna teşkil etmekteydi. Senetle ispatı lâzımgelen hususlarda tahriri bir mukaddimei beyyinemevcut olursa şahit istimaı caizdir. Mukaddimei beyyine müddeabihin tamamen sübutuna kâfi olmamakla beraber bunun vukuuna delâlet eden ve aleyhine ibraz edilmiş olan taraf canibinden verilen evrak ve vesaiktir. Yazılı delil başlangıcı[59]yalnız hukuki işlemlerin ispatında söz konusudur, nitekim kanun senetle ispatı lazım gelen hususlarda diyerek bu durumu göstermiştir. Senetle ispat zorunluluğu olmayan hususlarda yazılı delil başlangıcı delil olarak kullanılıp serbestçe değerlendirilebilir, ayrıca yazılı delil başlangıcı olarak bir hukuki nitelemeye tabi tutulması gerekmemektedir[60]. Senede karşı senetle ispat mecburiyeti olan hallerde de yazılı delil başlangıcının ibrazı ve tanık ikamesiyle iddia sabit kılınabilir. Burada yazılı delil başlangıcı ile tanık delili birleşince senet seviyesine ulaşmamakta yazılı delil başlangıcı takdiri delil haline gelmektedir. Yazılı delil başlangıcı bulunması, o konuyu takdiri delillerle ispat edilebilecek bir hale getirmektedir[61]. Nitekim HMK 202/1’inSenetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilirdemekle murat ettiği de budur.

 

Yazılı delil başlangıcının[62]unsurlarını kanuni tanımdan üç olarak belirleyebiliriz. Yazılı delil başlangıcı a) evrak ve vesaik olarak b) aleyhine ibraz olunan taraf canibinden verilmeli c) müddeabihin tamamen sübutuna kâfi olmamakla beraber bunun vukuuna delâlet etmelidir. Yazılı delil başlangıcının maddi unsuru olan yazılı olması-evrak ve vesaik- en önemli özelliğiydi. Ancak HMK’da getirilen düzenlemeyle yazılı delil başlangıcının –evrak ve vesaik- yazılı olma zorunluluğu kaldırılmıştır. HMK 202/2 şu şekildedir:Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.

Görüldüğü üzere kanun koyucu yazılı delil başlangıcının tahriri olma zorunluluğunu kaldırıp bu takdiri delilin ismini delil başlangıcı olarak belirleyerek bu delilin alanını hayli genişletmiştir. Çünkü yazılı olma unsuru bir ses kaydının yazılı delil başlangıcı olmasına engel olurken, yazılı olma zorunluluğunun kaldırılmış olmasından dolayı ses kaydı delil başlangıcı olabilecektir. Evrak ve vesaik unsurunun yerine belge kavramı kullanılmıştır.

 

Yukarıda belirttiğimiz HMK 199’da yer alanuyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedirhükmü esas alındığında senet niteliğine haiz olmayan bu tür belgeler şayet özelliklerini taşıyorlarsa delil başlangıcı olabileceklerdir. Delil başlangıcı olabilmenin şartı yazılı olma değil belge olmadır. Delil başlangıcının yazılı olma unsurunun kaldırılmasıyla belge olarak hukuki nitelendirilmesi yapılan delillerin tanıkla birlikte senetle ispat zorunluluğunu kaldırabileceği ortadadır. Haliyle bu durum senede ilişkin davalarda ciddi azalma görülebilir görüşümüzü haklı kılar niteliktedir.

 

Yazılı delil başlangıcının aleyhine ibraz olunan taraf canibinden verilmiş olmasını arayan HUMK’taki düzenleme günümüz Türkçesine çevrilerek muhafaza edilmiştir. Delil başlangıcının kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge olması gerekir. HUMK’ta ifade edilen "aleyhine ibraz edilmiş olan taraf canibinden verilen”ibaresinde geçen verilen ifadesini daha geniş olarak yorumlamak gerekmektedir, nitekim Yargıtay da "delil başlangıcının mutlaka ilgiliye yöneltilmiş bir irade açıklamasını taşıyan bir belge olması şart değildir” demektedir vealeyhine ileri sürülen taraftan sadır olmaşartı yeterli görülmüştür[63]. Kişiden sadır olma şartında elyazısı veya imza yazılı delil başlangıcının kişiden sadır olduğunu ispatlardı. Çünkü böylece belge ile kişi arasında nesnel bir bağ oluşmaktadır. İmza veya yazı inkâr edilirse senetlerin inkârı halinde uygulanan kurallar yazılı delil başlangıcı açısından da söz konusu olacağından senetlerdeki gibi tanık dinlenemeyeceğine ilişkin gerekçeler yazılı delil başlangıcı açısından da geçerli olacaktır[64].

 

Yazılı delil başlangıcını kabul eden HUMK zamanında yazı, imza, parafla kişiden sadır olma unsuru gerçekleşiyordu, peki HMK’nın uygulanmaya başladığı 1 Ekim 2011’den sonra durum ne olacaktır? Belgenin yazılı olması ve delil başlangıcı niteliğine haiz olması durumunda HUMK’taki yazılı delil başlangıcının kişinin kendisinden sadır olduğunun kabulü için gerekli olan yazı, imza, paraf aidiyetinin yine aranması gerektiğini, ancak herhangi bir inkâr söz konusu olursa doktrindeki baskın görüş olan HUMK 309, HMK 211’e göre inceleme yapılması lazım geldiğini düşünmekteyiz. Fiziksel belgelerde kişiden sadır olma imza veya el yazısı ile sağlandığından kişi ile belge arasında fiziksel bir bağ kurulabilmektedir. Halbuki elektronik ortamdaki elektronik imza ile hazırlanmış belgelerde kişi ile belge arasındaki bağ farazi bir bağdır ve elektronik ortamdaki bir verideki elektronik imzanın inkârı durumunda bilirkişi ve diğer delillere başvurarak ayrıca 210. Maddedeki düzenleme de dikkate alınarak bir sonuca varılması gerekir[65].

 

Yazılı bir belge veya elektronik ortamdaki elektronik imzalı bir belgenin imza inkârı dışında, diğer görüntülü ya da ses kayıtlı belgelerin aidiyet unsuru inkâr edildiğinde kişi tarafından verilen veya gönderilen belge olup olmadığının bilirkişi ve diğer takdiri delillerle incelenmesi ve sonucunda belgenin delil başlangıcı olup olmadığı konusunda hâkimin kanaat getirmesi gerekir. Bilirkişi raporu sonunda hâkim belgenin kişiden sadır olduğuna kanaat getirirse delil başlangıcı olarak tanıkla birlikte sunulup iddianın ispatı mümkün olabilecektir.

 

İddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösterenifadesiyle kanun gerçeğe yakınlık unsurunu aramıştır. Gerçeğe yakınlık unsuru ise ispatı söz konusu olan hukuki işlemin bir veya birkaç unsurunu içeren deliller veya buna komşu vakıaları gösteren deliller tarafından sağlanabilir[66].

 

Borçlu tarafından el ile yazılmış ama imzasız olan bir senet, bilgisayarla yazılıp imzalanmamış ancak paraf atılmış belge, zamanaşımına uğramış bono, kişinin vergi beyannamesindeki borçları[67]delil başlangıcı teşkil eder. Belgenin hasımdan sadır olduğunun ispatlanamayacağı hallerde –tasdik edilmemiş mühürlü bir senet- delil başlangıcı teşkil etmez. Mührün hasım tarafından basılmış olup olmadığının ispatı objektif ölçüler içinde mümkün değildir[68]. Fax metni ayrıca imzalanmadıkça senet olmamakla birlikte bir delil başlangıcı niteliğinde olabilir.

 

Fotokopilerin delil niteliği ise oldukça tartışmalıdır[69]. Postacıoğlu fotokopinin yazılı delil başlangıcı olduğunu düşünmemesine karşılık, HMK’nın belge ve delil başlangıcı sistemiyle fotokopinin de delil başlangıcının özelliklerine haiz olması durumunda belge ve delil başlangıcı kavramlarına dahil olacağını düşünmekteyiz. Bu yüzden fotokopi bir borç ikrarında bulunan paraf veriyi bir belge niteliğinde tutarak delil başlangıcı yapabilecektir.

 

Ses kaydında ya da fotoğraf, video gibi delil başlangıcı niteliğindeki belgelerde aleyhine delil olarak kullanılacak kişi ya da temsilcisi aracılığıyla bu belgelerin verilmesi veya gönderilmesi gerekir, aksi halde delil başlangıcı niteliğinde olmazlar. Bu belgeleri mahkemeye sunan tarafın belgelerin delil başlangıcı olduğunu ve hasım veya temsilcisi tarafından kendisine gönderildiğini iddia ettiğinde hasım bu durumu inkâr ederse yukarıda belirttiğimiz gibi bilirkişi ve diğer delillerle bu belgelerin aidiyetini ispatlanacaktır. Diyebiliriz ki delil başlangıcının HMK 202’ye göre üç unsuru vardır: 1) Belge olmalı 2) Bu belge kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş olmalı 3) Delil başlangıcı iddia edilen hukuki işlemi tam olarak ispat edemese de muhtemel göstermelidir.

 

HMK 202/1’desenetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilirifadesinde geçen tanık delilini geniş yorumlayarak her türlü takdiri delil demek daha isabetli olacaktır. Konuralp’e göre: (Yazılı) delil başlangıcının ispat gücü farklılık oluşturabileceğinden delil başlangıcı ile birlikte tanık dinletilmesinin zorunlu olup olmadığı duruma göre değişebilir. Delil başlangıcı komşu vakıaları içermesi halinde tanık beyanına başvurabilmek için yardımcı bir delil niteliği taşıyorsa tanık deliline başvurmak zorunlu olacaktır, ancak delil başlangıcı ispatı söz konusu hukuki işlemin unsurlarını ikna edici bir şekilde doğruluyorsa bu takdirde tanık beyanına başvurmak zorunlu olmamalıdır[70].

 

Nitekim HMKİddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösterendiyerek HUMK’tan ayrılmamış ve ispatına yeterli olmamasını delil başlangıcının bir özelliği olarak öngörmüştür. İspatına yeterli olması durumunda o belge delil başlangıcı olmaktan çıkacak ve koşulları varsa senet niteliğinde olacaktır[71]. Dolayısıyla ispat gücü ne kadar kuvvetli olursa olsun delil başlangıcının bir takdiri delil olduğunu, tanıkla birlikte ileri sürülünce ancak senetle ispat zorunluluğunu kaldıracağını düşünmekteyiz.

 

Üstündağ’ın ifadesine göre "Tahriri beyine başlangıcı bulunan hallerde hakim, kanaatini takviye için şahit dinleyebilir. Hatta hâkim bu durumda re’sen yemin de teklif edebilir.”[72]HUMK döneminde hakimin re’sen yemin teklif etme yetkisi vardı. Ancak HMK re’sen yemin teklif etme müessesini kaldırdı. Bu durumda hakim vakıanın ispatı konusunda delil başlangıcı ile birlikte başka bir takdiri delil değerlendirmesi sonucunda tam bir kanaate varamamışsa vakıa ispatlanamamış olacaktır. Çünkü delil başlangıcı ile tanık birleşince senet niteliğine haiz olmamaktadır, ikisi hâla takdiri delildir, bu yüzden de hakimin bu delilleri serbestçe değerlendirme yetkisi vardır. Senet kuvvetine hasıl olsaydılar hakim bu delillerle bağlı olacaktı. Dolayısıyla diyebiliriz ki artık hakim re’sen yemin teklif edemeyeceğinden vakıanın ispatı delil başlangıcı ve tanığın gücü suretinde söz konusu olacaktır.

 

5.6. Delil Sözleşmesi

Delil sözleşmesi ya mevcut delillerin daraltılması-bir konunun sadece belirli bir delille ispat edilebileceği- veya delillerin genişletilmesi -bir vakıanın ispatının kanunun öngördüğü deliller dışındaki delillerle de gerçekleştirilebileceği- şekillerinde yapılabilir[73]. Delil sözleşmesi dava açılmadan önce, dava açıldıktan sonra, duruşma esnasında dahi yapılabilir. Delil sözleşmesi yalnızca taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu davalarda uygulama alanı bulabilir, çünkü re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda tarafların talebine gerek olmadan her türlü delil incelenebilir[74].

 

HMK 193 delil sözleşmesini düzenlemiştir. Hükme göre:Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir.Hükümden anlaşıldığı üzere zımni delil sözleşmesi yapılması mümkün değildir, taraflar ya yazılı olarak kendi aralarında ya da mahkeme önünde tutanağa geçirilerek delil sözleşmesi yapabilirler. HUMK’ta bu hüküm şöyleydi: İki tarafça muayyen deliller ile ispatı tahriren kabul edilmiş olan veya muhakeme esnasında olveçhile beyinlerinde karar verildiği ikrar olunan maddeler hakkında başka delil kabul olunmaz.Delil sözleşmesi sınırları ve türleri de belirtilerek yeniden düzenlenmiştir.İki kanun da delil sözleşmesinin geçerlilik şartını yazılı olmasına bağlamamıştır. Delil sözleşmesi sözlü olarak da yapılabilir, ancak HMKmahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyladiyerek sözlü yapılan delil sözleşmesinin tutanağa geçirilmesi gerekliliğini kabul etmiştir.

 

Delil sözleşmesi bir usul sözleşmesidir, maddi hukuk sözleşmesinin bir şartı şeklinde yapılabileceği gibi taraflar dava açıldıktan sonra yazılı olarak da bir delil sözleşmesi yapabilirler[75]. Sözlü delil sözleşmesinin davada ispat edilmesi gerekir, tarafların dava sırasında delil sözleşmesi yapmaları da beyanlarının duruşma tutanağına geçirilerek imzalamaları suretiyle olur[76]. HMK 200/2’de belirtildiği üzerebu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.Burada duruşma esnasında karşı tarafın rızasıyla münhasır olmayan delil sözleşmesi yapılarak senetle ispatı lazım gelen bir vakıanın tanıkla ispatı mümkün olabilmektedir.

 

Senetle ispat zorunluluğu kamu düzeni düşüncesiyle getirilmiş bir müessese değildir, bu yüzden taraflar bu zorunluluğu yapacakları delil sözleşmesiyle aşabileceklerdir. Dava açılmadan önce maddi hukuk sözleşmelerindeki bir şartla, ayrı olarak yapacakları bir delil sözleşmesiyle, dava açıldıktan sonra duruşma esnasında veya duruşma dışında delil sözleşmesi yapabilirler. Sözlü olarak yapılan delil sözleşmesinin mahkemede tutanağa geçirilmesi gerekmektedir. Tabi bu delil sözleşmesi 193/2’de ifade edildiği üzere taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir sınırlamasına tabidir. Dava esnasında senetle ispatı gereken bir hususta tanık dinletilmek istenmişse hakim karşı tarafa bu hususta senetle ispat mecburiyetinin olduğunu ancak rıza gösterirse tanık veya diğer takdiri delillerle iddiasını ispat edebileceğini hatırlatır ve muvafakati olup olmadığını sorar. Karşı taraf açık bir şekilde muvafakati olduğunu belirtirse artık senetle ispat mecburiyeti kalkar ve iddia tanıkla ispat edilebilir.

 

5.7. Kadastro Mahkemeleri

 

Kadastro Kanununun 15. maddesinde kadastro mahkemelerinde delil serbestliğiyle ilgili hüküm vardır ve bu hüküm senetle ispat mecburiyetinin istisnasını oluşturur.Tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise ondördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur.

Bu cümleden olarak Kadastro mahkemelerinin yapısı ve işlevi dikkate alındığında senetle ispat zorunluluğunun unsurları gerçekleşmiş olsa bile, senetle ispat zorunluluğu getirilmemiştir ve her türlü delille ispat mümkün kılınmıştır.

6. SENEDE KARŞI SENETLE İSPAT MECBURİYETİ

Senetle ispat mecburiyetinin diğer bir görünümü senede karşı senetle ispat mecburiyetidir. Senetle ispat edilen bir hukuki işleme karşı ileri sürülebilecek senedin gücünü azaltacak senedin ispat gücünü ortadan kaldıracak her çeşit iddianın da senetle ispatın zorunludur[77].

HMK 201[78]senede karşı tanıkla ispat yasağını düzenlemiştir.Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.

 

Parasal sınır dışında belirgin bir farklılık bulunmamaktadır. Belirtmek gerekir ki, HMK HUMK’tan farklı olarak madde başlıkları düzenlemiştir. Ancak madde başlıklarının metne dahil olup olmadığıyla ilgili hüküm bulunmamaktadır. HMK 201 madde başlığı ise tanıkla ispat yasağıdır. Senede karşı senetle ispat mecburiyeti diyebileceğimiz bu durum senetle ispatı gereken hallerde tanıkla ispatı yasaklayarak ve madde başlığını da bu şekilde koyarak ciddi bir vurgu yapmıştır. Ancak senetle ispatın alanını sınırlayan düzenlemelerle tanıkla ispat yasağı kavramının vurgulanışını bir çelişki olarak görmekteyiz[79].

Kanun hükmünde yazılı olduğu gibi senede karşı senetle ispat mecburiyeti de hukuki işlemler için geçerlidir, hukuki fiillerin ispatı için senet gerekmez. Senetle ispat mecburiyeti değeri 2.500 TL’yi geçen değerler için söz konusuyken senede karşı senetle ispat 2.500 TL’nin altında bile olsa senede karşı bir iddianın ileri sürülmesinde mecburidir[80]. Resmi senedin sahte olduğu ileriye sürülmedikçe, senedin hüküm ve kuvvetini azaltan karşı savunmaların senetle ispatı gerekir ve karşı senet resmi senet de adi senet de olabilir[81]. Adi senedin imzası ikrar edilmiş veya inkâr edilmiş olup da imzanın inkâr edene ait olduğuna mahkeme karar vermişse adi senedin kesin delil teşkil etmesi bakımından resmi senetten farkı yoktur[82].

 

Türk Medeni Kanunun 7. maddesiresmi sicil ve senetler belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildirdemektedir. Burada resmi senetlerin aksinin ispatında her türlü delil kullanılabilir düşüncesinin çıkarılması isabetli değildir. Burada kanunun murat ettiği resmi sicil ve senetlerin aksinin hukuki fiil olduğu durumlarda ispatın şekle bağlı olmadığıdır. Bu yüzden TMK7/2 hükmü hukuki fiillere yöneliktir[83]. Konuyla ilgili bir Yargıtay kararında "…dava, tapuda yapılan bağış işleminin koşullu olduğu iddiasına dayanarak açılmıştır. İlgili tapu sicil muhafızlığından getirilen kayda göre, dâva konusu üç parça taşınmazın dâvalıya tapuda koşulsuz bağış yoluyla temlik edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı, bağışın koşullu ve iadei ferağda bulunmak kaydıyla yapıldığı yolundaki iddiasını ancak yazılı delille ispat edebilir[84]” denilerek resmi siciline kayıtlı bir hukuki işlemin aksinin ispatının senetle mümkün olabileceği belirtilmiştir.

 

Taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak doldurulması istenen bir sözleşmede beyaza imza atıp karşı tarafa veren kişinin anlaşmaya aykırı doldurulan metnin aksinin ispatı da bu mecburiyet kapsamındadır[85]. Aralarındaki hukuki ilişki senetle ispat edildiğinde aradaki anlaşma hilafına sözleşmenin doldurulduğu yine senetle ispat edilecektir, aksi halde borçlunun tedbirsiz olarak imza atıp boş kağıdı karşı tarafa vermiş olmasını hukuk düzeni korumuş olur ki hukuk düzeni kendinden beklenen dikkat ve özeni göstermeyen kişiyi korumaz. Senedin karşılıksız olduğu, bedelin ödendiği, sözleşmenin feshedildiği, bononun hatır için verildiği ya da haktan feragat edildiğinin yazılı delille ispatı gerekir. Beyaza imzanın hileli atıldığı iddiasının ise tanıkla ispatı caizdir.

 

Senede karşı senetle ispat zorunluluğu, yalnız senedin tarafları için geçerlidir. Çünkü üçüncü kişiler hukuki ilişkinin tarafları dışında kalır ve hukuki işlemle ilgili senet elde etmeleri son derece güçtür. Taraflar muvazaa iddiasını da senetle ispat etmek zorundadırlar[86]. Ancak üçüncü kişiler sözleşmenin muvazaalı olduğunu tanıkla ispat edebilirler (203, 1/d). Ancak tarafların halefleri üçüncü kişi değildir. Belgelerin halefler aleyhine kullanılması başlığını taşıyan HMK 215[87]hükmü şöyledir:Bir kimsenin aleyhine delil olarak kullanılabilecek belgeler, o kimsenin halefleri aleyhine de delil teşkil eder.Bundan dolayı taraflardan biri ölürse mirasçılarına karşı ya da alacak temlik edilirse alacağı temellük edene karşı senet ileri sürülebilecektir. 1086 sayılı kanunda hususi evrak veya defteri denilerek sadece özel belgelerin halefleri aleyhine delil olarak kullanılabileceği söylenmişti, HMK hükümleri sadeleştirip tüm belgelerin halefler aleyhine delil olarak kullanılabilmesi için genişletmiştir. Halefler aleyhine kullanılacak belge senet niteliğine ulaşamamış bir delil başlangıcı olabileceği gibi delil başlangıcı niteliğinde de olmayabilir.

Senedin taraflarının mirasçıları külli halef olduklarından üçüncü kişi sayılmazlar ve mirasçı murisin taraf olduğu bir senedin aksini ancak senetle ispat edebilir. Mirasçı murisin taraf olduğu senetteki muvazaayı ise nasıl ispat edeceği konusunda kanun hükmünde açıklık yoktur. Yargıtay içtihatlarında murisin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yaptığı işlemlerin muvazaalı olduğunu mirasçılar külli halef gibi değil, bir üçüncü şahıs gibi her türlü delille ispat edeceği belirtilmektedir ve bu durumun izahı ise muris ile karşı taraf arasındaki ilişkideki muvazaa konusunda senet tedariklerinin mümkün olmamasıdır[88]. Postacıoğlu’na göre ise mirasçıların yazılı delille ispattan muaf olabilmeleri için bağımsız bir hakları olmalı, mirasçıların mahfuz hissesine karşı bir tecavüz iddiasında bulunmaları gerekir[89]. Yargıtay ve Üstündağ ise muvazaa durumunda mirasçının mahfuz hisse ve tasarruf nisabı ayrımı yapmadan muris ile senedin diğer tarafı arasındaki ilişkiye yabancı olduklarından ve senet tedarikinin mümkün olmamasından dolayı mirasçıların senede karşı senetle ispat mecburiyetinin olmadığı görüşündedirler. Ancak, Yargıtay bir kararında"tarafların mirasçıları da, kural olarak (yalnız kendi haklarına dayandıkları durumlar dışında) taraf kavramına dahildirler”[90]demektedir.

 

Muvazaa iddiası senetle ispat mecburiyetinin istisnalarından sayılırken üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları istisna kapsamında sayılmış, ancak tarafların muvazaa iddiaları istisna kapsamında sayılmamıştır. Taraflar senetteki muvazaa iddiasını ancak senetle ispat edebilirler. Kanaatimizce, kanuni halefleri olan mirasçıların muris ile üçüncü kişi arasındaki ilişkide kendi haklarını korumak amacıyla mahfuz hisselerine dayanarak muvazaa iddiasında bulunmalarında üçüncü kişi olduklarından dolayı senetle ispat zorunluluğunda olmamalıdırlar. Mirasçılar kendi mahfuz hisselerine dayanmayıp murisin tasarruf nisabına ilişkin bir muvazaa iddiasındaysalar, bu durumu senetle ispat etmeleri gerekir.

 

7. SENEDE KARŞI SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞUNUN İSTİSNALARI

Senet alınmasının manevi anlamda imkânsız olduğu hallerde senet alınmışsa artık manevi imkansızlıktan dolayı senede karşı senetle ispat zorunluluğu olmadığı söylenemez. Çünkü kanunun istisna tanıdığı bir durumda taraflar aralarında senet düzenleyebilmişlerse, manevi durumları senet düzenlemeye engel teşkil etmediği gerekçesiyle bu senedin aksinin de senetle ispat edilmesi gerekir. Bu yüzden HMK m. 203, 1/a senede karşı senetle ispat zorunluluğunun bir istisnası olmaz.

 

İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler senede bağlanmışsa bu senedin aksi de ancak senetle ispat olunabilir, tanıkla ispat olunamaz[91]. Zira taraflar senet düzenleyerek böyle bir teamülün olmadığını kabul etmişlerdir. HMK 203, 1/b de senede karşı senetle ispat zorunluluğunun bir istisnası olamaz.

 

 

Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddialarının senetle ispat zorunluluğunun bir istisna teşkil ettiğinden senede karşı ileri sürülen hile, ikrah, aşırı yararlanma iddiaları tanıkla ispat edilebilir. Ancak yazılı sözleşmeye karşı ileri sürülebilecek hata konusunda dikkat etmek gerekir ve öncelikle irade bozukluğunun varlığını makul gösteren objektif sebepler ayrıca gösterilmelidir ve ondan sonra hatanın ispatı için tanık dinlenmesine izin verilmelidir[92]. Bu durumda beyaza imza[93]iddiasını ileri süren tarafın 203, 1.ç bendinin kapsamına girebilmesi için açığa imzanın kendisinden hile ile ve iradesi fesada uğratılmak suretiyle elde edilmiş olduğunu iddia etmesi gerekir. Postacıoğlu’nun dediği gibi :

"Mücerret senetle yapıldığı veya söylendiği yazılı olan şeylerin hakikatte söylenmemiş veya yapılmamış olduğunun isbatına kalkışmak suretiyle hilenin ispatına gidilmek caiz değildir. Çünkü bu takdirde haddi zatında senet münderecatının hilafının şahadetle ispat olunamayacağı hakkındaki kaidenin ihlâline yol açılmış olur ki, işte kanun buna müsaade etmemiştir.”[94]

Beyaza imza durumunda tarafların arasındaki anlaşma hilafına senet düzenlenirse bu senedin aksi senetle ispat edilebilir. Eğer hataen, yahut hile ile imza atıldığı iddia ediliyorsa bu iddia tanıkla ispat edilebilir. Çünkü burada anlaşmanın içeriğiyle ya da senedin muhtevasıyla ilgili bir durumdan ziyade imza atarken tarafın iradesindeki bozukluk söz konusudur.

 

Tarafların yaptığı muvazaalı işlemden zarar gören üçüncü kişi kendi aleyhine kullanılan senedin aksini tanıkla ispat edebilir. (203, 1/d). Senede karşı ileri sürülen hukuki işlemden dolayı alınan senet (ibra edildiğine dair) sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirilecek delil veya emarelerin bulunması halinde senedin aksi tanıkla ispat edilebilir. Öncelikle beklenmeyen halin veya zorlayıcı nedenin varlığının tanıkla ispatı gerekir (203, 1/e).

 

Yukarıda yaptığımız delil başlangıcına ilişkin açıklamalara atfen, senedin aksi delil başlangıcı ve tanıkla ispat edilebilir (m.202). Delil sözleşmesi varsa senedin aksi tanıkla ispat edilebilir (m.200/2).

 

 

Yargıtay son yıllarda senede karşı senetle ispat zorunluluğuna HUMK’ta ve HMK’da istisna olarak sayılmamış bir sebep olan hayatın olağan akışı kavramını eklemektedir. Hayatın olağan akışına aykırı iddiaların, kumardan kaynaklanan borçların ya da ahlak ve adaba aykırı bir amacın tahakkuku için verildiği yolundaki savunmanın da tanıkla ispat edilebileceğini kabul etmektedir. Yargıtay’ın kararına konu olan olayda belgede gösterilen miktarda parayı borç olarak verecek mali gücünün bulunmadığı ve davalıların miras bırakanının da bu miktarda borç almasını gerektirecek durumu bulunmamaktadır. Yargıtay davacının borçlu olduğu iddia edilen kişiye bu kadar borç verdiği iddiasının hayatın olağan akışına uygun düşmediğini belirtmiş ve senede karşı senetle ispat zorunluluğunun uygulanmayacağına karar vermiştir[95].

 

Konuyla ilgili olarak Alangoya: "Benzerlerin benzer sonuçlara tabi tutulması gereği kumar ve bahis borçları veya adaba veya ahlaka aykırı amaç için verilmiş olan senetler HUMK 293’teki imkânsızlık sebebi ile kabul edilmiş istisnalarla aynı esaslara tabi olmalı yani şahit ile ispat edilmeleri mümkün görülmelidir”[96]demektedir. Konuyla ilgili diğer bir makalede ise kumar ve bahis borçları ile ahlaka ve adaba aykırı amaç için verilmiş senetlerin ahlaka ve aykırı olduğu henüz kesin olmadığı ve kanundaki istisnalardan hiçbirinin kapsamına girmediğinden senede karşı bir iddia olduğundan senetle ispat olunması gerekir[97]. Kuru da Yargıtay’ın bu kararını eleştirmekte ve HUMK 290 uygulanarak her bononun kumar ve bahis borcuyla verildiği yalancı tanıkla ispat edilerek iptali sağlanabilir demektedir[98].

 

Kumar ve bahis borçları ile ahlaka ve adaba aykırı borçlar eksik borçlardandır ve alacak hakkı tevlit etmezler çünkü hukuki anlamda hiçbir borç doğmamıştır, sadece kanunun açık bir hüküm koyarak borçlu tarafından rızası ile yerine getirilen edim alacaklı için yeterli bir kazanmadır, rıza ile ödenen geri alınamamaktadır[99]. Kanaatimizce borcun kumar veya bahisten ya da ahlâka adaba aykırı bir amaçtan kaynaklanması durumunda senet ileri sürülerek borcun ifası istendiğinde borçlunun bu senedin aksini senetle ispat edebilmesi fiiliyatta mümkün görülmemektedir. Çünkü kumardan kaynaklanan borcun senede borç olarak yazılmasıyla birlikte sebebinin ise kumar olduğunun yazılması, ya da ahlaka aykırı bir fiil neticesinde bu borcun doğduğunun ayrı bir yazılı belgeye bağlanması maddi imkânsızlık taşır. Burada hukuki fiilden kaynaklanan bir sebep varsa zaten senetle ispat mecburiyeti söz konusu olmayacaktır.

 

Yargıtay mezkûr kararında bir kimsenin kendi mali durumunun çok üstünde bir miktarı borç almaya ihtiyacı olmayacak miktarda malvarlığı olan birine borç vermesi ve bununla ilgili bir senedi ileri sürmesi durumunda senede karşı senetle ispat mecburiyetinin olmadığını ve bir istisna durumunun söz konusu olduğunu belirtmiştir. Böyle bir borcun hayatın normal akışına uygun olmadığı yolunda bir tecrübe kuralına aykırılığın senedin karşılıksız veya muvazaalı olarak verilmiş bulunduğu fiili karinesini kabul etmiştir[100]. Alangoya mali durumu ancak kendisini geçindirebilecek olan kişinin çok yüksek meblağda borç vermiş olması hayatın olağan akışına uygun düşmeyecek ve senedin karşılıksız ya da muvazaalı olduğuna dair bir karine teşkil edecek ve bu karinenin HUMK 292 ( HMK 202) kapsamında görmek ve tanıkla ispat edebilmek gerekir demektedir[101]. Ancak Yargıtay hayatın olağan akışıyla (yazılı) delil başlangıcı arasında bağlantı kurmadan bu durumun senetle ispat mecburiyetinin istisnası olan HUMK 293 3. ve 5. fıkralarının kapsamına dahil etmektedir.

 

Hayatın olağan akışı kavramı fiili karinenin içeriğine girer. Fiili karine tarafların iddialarının doğruluğu veya bir delilin ikna ediciliği hakkında hakimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam deneyimlerinin ortaya koyduğu, hukukla ilgisi bulunmayan değer hükümleridir[102]. Belirli bir olaydan belirli olmayan bir olaya ilişkin sonuç çıkarılırken hayat tecrübelerine dayalı olarak çıkarılıyorsa fiili bir karine vardır, örneğin karı kocadan birinin bildiği bir hususu diğerinin bildiği fiili bir karine olarak kabul edilir[103]. Bu konuda Alangoya’ya aksi fikir öne süren Göksu[104]fiili karineler ve hayatın olağan akışı kavramlarını ispatın şekli ile ilgili değil, ispata ve ispat yüküne ilişkin görmektedir ve hayatın olağan akışına dayanan tarafın iddiasını ispat etmiş sayılacağı ve delil gösterme yükünün karşı tarafa geçeceğini kabul etmektedir. Davacı senetle iddiasını ispat etmiştir ve davalıların senedin boş ve ahlaka aykırı bir amaç için verildiği iddialarını senetle ispat etmeleri gerekir, fiili karinenin ise delil değerlendirme serbestliğinin bulunmadığından ötürü uygulanmayacağını belirtmiştir.

 

Taraflardan ispat yükü üzerine düşen taraf belli olan vakıayı ispat edecek, hakim bundan bir sonuç çıkaracak ve belirli olmayan vakıa ispat edilmiş sayılacaktır, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayacaktır[105]. HMK 190/2kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Bu hükmü fiili karineye de uygulayabilir, çünkü fiili karine kanunda düzenlenmemekle beraber doktrinde kabul edilen bir tür karinedir. Kanuni karine asıl olmakla birlikte fiili karineler de ispatla ilgilidir ve fiili karineye dayanan taraf iddiasını ispat etmiş olur. Senedin borçluya verilmesi karine temeli borcun ödendiği ise karine sonucudur. Karine temeli olan senedin borçluya verilmesi ispat edilmesinin ardından borcun ödendiği karine sonucunun ispatı gerekmez. Keza borcun ödendiği artık kabul edilir. Bundan dolayı öncelikle karine temeli olan tarafların maddi durumu ispatlanacak ve karine sonucu olan senedin boş olarak ve ahlaka aykırı bir amaç için verildiğine ulaşılacaktır. Karine sonucunun artık ispatı gerekmemektedir.

 

Yargıtay ve Alangoya ise bu durumu senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnası ve delil başlangıcı niteliğinde görmüşlerdir. Tecrübe kurallarına[106]dayanılarak fiili karineler oluşmuştur ve hayatın olağan akışı kavramı da bu fiili karinelere dahildir. Fiili karinelerin ise delil değerlendirme serbestisinin olmadığı davalarda uygulanmaması gerektiğini ise düşünmemekteyiz, çünkü tecrübe kuralları gerek senetle ispat mecburiyetinde gerekse tanıkla ispat serbestisinin olduğu durumlarda vukuu bulan kurallardır. Hayatın olağan akışına göre, fiili karine olan durumlarda ki olayımızda böyle bir hal vardır, fiili karineye dayanan tarafın iddiası ispat edilmiş olacaktır. Olayda Yargıtay’ın hayatın olağan akışına göre senede karşı senetle ispat mecburiyetinin istisnası olan durumu biz, fiili bir karine olduğundan ve bu karinenin senetle ispat mecburiyeti olan durumlarda da uygulanabileceğinden ve sonuç olarak taraflar iddiasını ispatlamış sayılacaklarından dolayı Yargıtay’ın sonucuna katılmakla beraber gerekçesine katılmamaktayız.

 

8. SAHTELİK HAKKINDA HUKUK ve CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ ETKİSİ

 

Medeni Usul Hukukunun amacı gibi ceza muhakemesinin de amacı maddi hakikate ulaşmaktır. Ancak medeni yargılama bakımından kanun koyucunun önceden sevk edilen kurallara bağlı olarak delilleri değerlendirmek durumunda olması bu yargılamanın amacına ulaşmasını güçleştirebilecektir. Halbuki ceza muhakemesinde delillerin serbestçe değerlendirilmesi söz konusudur[107]. Bu açıdan her iki hukuk alanında amaç aynı olup maddi hakikat aransa da gerek kullanılan delillerde gerekse bu delillerin değerlendirilmesinde farklılıklar hasıl olacaktır.

 

Boş kağıda atılan imza üzerine aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak sözleşmenin doldurulduğu iddiası senede karşı bir iddia olduğundan senede karşı senetle ispat mecburiyeti kapsamındadır. Hukuk mahkemesinde beyaza atılan imza[108]üzerine sözleşmenin anlaşmaya aykırı doldurulduğu ileri sürülüp ceza mahkemesinde de suç duyurusunda bulunulursa bu iki mahkemenin verdikleri kararların birbirlerine etkisi ne olacaktır? TCK m. 209’a göre:Belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı, verilme nedeninde farklı bir şekilde dolduran kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.Ceza mahkemesinde görülen davada senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yönündeki iddia delil serbestisi geçerli olduğu gerekçesiyle tanıkla ispat olunabilir mi yoksa senede karşı senetle ispat zorunluluğu ceza davasında da uygulanmalı mıdır? Konuyla ilgili olarak Borçlar Kanunumuzun 53. maddesinde ceza hukuku ile medeni hukuk arasındaki münasebet düzenlenmiştir. Hükme göre:Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkâmiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tâyini hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez.

Hukuk hakimini ceza hakiminin vereceği beraat kararı bağlamamakla beraber ceza hakiminin failin yasayı ihlal ettiğini tespit edip mahkumiyet kararı vermesi halinde hukuk hakimi bu kararla bağlı olacaktır ve işlenen fiilin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle karar veremeyecektir. Delil yetersizliği olduğunda ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince şüphe içerisinde kalan ceza mahkemesi hakimi sanığın beraatına karar verebilir. Hukuk mahkemesinde yapılan inceleme sonunda ceza mahkemesinin beraat kararı verdiği kişi aleyhine hüküm çıkabilir. Bundan dolayı kanun ceza mahkemesinin beraat kararıyla hukuk hakimini bağlamamıştır. Ancak kanunda açıkça yazmasa da ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla hukuk hakimi bağlı olacaktır. Bu sonuç kanunun mefhumu muhalifinden çıkabileceği gibi hukuk mantığı da bunu gerektirir. Çünkü, sahtecilik suçunu işlediği kesin olan birinin hukuk mahkemesinin kararıyla haklı bulunabilme ihtimaliyle yargılama yapılması hukuk güvenliğini zedeler.

 

Nitekim HMK’nın HUMK’tan farklılık taşımayan konuyla ilgili hükmü şöyledir:Belgenin sahte olmadığında dair hukuk mahkemesince verilen karar kesinleştikten sonra, sözkonusu belge hakkında ceza mahkemesinde de sahtelik iddiası dinlenmez. Ceza mahkemesince belgeyi düzenleyen hakkında ceza verilmesine yer olmadığı ya da beraat kararı verilmiş olması, hukuk mahkemesinin belgenin sahteliği incelemesini engellemez(m. 214). Hukuk mahkemesinde senedin sahteliğiyle ilgili daha titiz bir inceleme yapılmakta ve sıkı şekil şartları uygulanmaktadır. Bundan dolayı hukuk mahkemesinde sahte olmadığı anlaşılan bir senedin ceza mahkemesinde tekrar incelenmesi gerekli değildir.

 

Ceza mahkemesi senedin sahteliği konusunda kendisi inceleme yapabileceği gibi hukuk mahkemesinin kararını bekletici mesele de yapabilir. Hukuk mahkemesinin kararını bekletici mesele yaptığında artık hukuk mahkemesinin kararıyla bağlı olacaktır. Şayet bekletici mesele yapmayıp kendisi senedin sahteliği iddiasını incelerse medeni muhakeme kurallarıyla bağlı olmak durumundadır. Konuyla ilgili 24.03.1989 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kurulu Kararı mağdur tarafından onun rızasıyla sanığa verilmiş olan imzalı boş senedin sanıkla mağdur arasında anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının senetle ispat edilmesi gerektiğine ilişkindir[109]. Anlaşmaya aykırı senet düzenlenmesinin suç olup olmadığına karar verilebilmek için öncelikle senede ilişkin hukuk işleminin suç olup olmadığı incelenecektir. Hukuk mahkemesinin kararını bekletici mesele yapmayıp uyuşmazlığı kendisi çözecek olan ceza mahkemesinin ise hukuk usulü kurallarını uygulaması gerekir, çünkü çözülmesi gereken uyuşmazlık bir özel hukuk uyuşmazlığıdır.

 

Medeni yargılamada senetle ispat zorunluluğunun maddi gerçeğe ulaşma konusunda engel teşkil edeceğini düşünen görüşe göre, hukuk ve ceza yargılamasında senetle ispat kuralıyla ilgili uyum sağlanmış olsa da maddi hakikatin aranması feda edilmiş olduğundan Yargıtay’ın görüşü isabetsizdir[110]. Ceza mahkemesinde açılmış bir sahtelik davasıyla birlikte hukuk mahkemesinde incelenen bir sahtelik iddiası söz konusudur. Ceza mahkemesi hakimi hukuk mahkemesi kararını bekletici mesele yapmazsa kendisi özel hukuk hükümlerine göre sahtecilik unsurunu incelemelidir. Çünkü sahtecilik suçuna karar verebilmesi için senedin sahte olup olmadığına karar verecektir ki bu da bir tür özel hukuk uyuşmazlığıdır.

 

Medeni muhakemede de senede karşı ileri sürülen iddianın senetle ispatı gerekir, halbuki ceza muhakemesinde delil serbestisi ilkesi vardır. Eğer ceza hakimi delil serbestisi içerisinde karar verip, tanık deliliyle senedin sahteliğine karar verir hukuk hakimi de senetle ispat edilmediğinden sahtecilik iddiasını reddederse birbirine aykırı mahkeme kararları ortaya çıkacaktır. Ceza mahkemesinin kararına göre mahkum olan alacaklı hukuk mahkemesi kararına göre eline ilâm almış, icra dairesine doğru yola koyulmuş olabilir. Bu cümleden olarak Ceza mahkemesinde maddi gerçeği bulma gayretinin şekilciliğe feda edildiğini düşünmeyip, mezkûr Yargıtay İçtihatı Birleştirme kararının adalet duygusuna uygun olduğuna inanmaktayız.

 

9. SENETLERİN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE KARŞI İSPAT KUVVETİ

Resmi senetlerin sahteliği ispat edilmezse, adi senetlerin de imzası ikrar olur yahut inkâr edilip de mahkemece imzanın borçluya ait olduğu hükmolunursa kesin delil niteliğine haiz olur. Senetteki hukuki işlemin senette bulunan tarihte mevcut olduğu kabul olunur[111].

HUMK 299/1Senetlerin Üçüncü şahıslara karşı ispat kuvvetini düzenlemiştir.Adi senette yer alan muamelenin gösterilen tarihte var olduğunun ancak senedi imza edenler ile onların mirasçıları arasında kabul edileceğini belirterek, bunun üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade etmeyeceğini beyan etmiştir. 3.kişilere senette gösterilen tarihte böyle bir muamelenin var olduğu hemen ileri sürülemeyecektir. Üçüncü şahsın bir senetle ilgisi müşterek bir hukuki selefin halefleri birden fazla ise bu birden fazla halefleri birbirine karşı üçüncü şahıs durumundadırlar. –Kira sözleşmesi malı devralana hangi şartlarda etkili olabileceği tarihle ilgilidir. Bir alacaklı alacağını birden fazla şahsa temlik etmiş olabilir. Devralan şahıslar birbirlerinin temlik muamelesine karşı 3. şahıs durumundadırlar[112].

 

Belgedeki tarihin bir üçüncü şahıs için hüküm doğurabilmesi senetteki tarihin resmiyet kazanması ile mümkün olabilir. Notere veya yetkili memura ibraz edilmiş ve onaylanmış senetlerin ibraz tarihi kesin tarih sayılır. 299/2 senet tarihine resmiyet verilmemiş olsa bile bazı hallerde tarih kesinleşir ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir. İmza edenlerden birinin vefatı tarihi, imza etme iktidarını kaybettiren hadisenin vukuu tarihi, senedin resmi bir işleme esas ittihaz edildiği tarih üçüncü şahıslar hakkında da geçerli olur. 299’un istisnası olan 300. maddede ibra ve kabzı içeren ve tacirlerin ticari işlerinden dolayı verdikleri senetlerin tarihi üçüncü şahıslara karşı geçerliydi. Adi senedin resmi senedin tasdik edilmiş olduğu tarihte var olduğu kabul edilir. HUMK resmiyet kazanmış tarihe kanun maddelerinde dikkat celbettiği üzere daha fazla önem vermiştir.

 

HUMK’un mezkûr hükmü HMK 215’tebir kimsenin aleyhine delil olarak kullanılabilecek belgeler, o kimsenin halefleri aleyhine de delil teşkil ederolarak karşılık bulmuştur. Bu hükümde her tür belgenin halefler aleyhine de delil teşkil edeceği belirtilmiş ancak tarihin üçüncü şahıslar için ne zaman geçerli olacağına dair bir düzenleme yapılmamıştır. Ancak usul hukuku sistematiğinde düşündüğümüzde adi senetteki tarih, imza eden ile miraçıları hakkında geçerlidir, üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade etmez[113]. HUMK 299’daki düzenlemenin HMK döneminde de uygulanabileceğini düşünebiliriz, çünkü mantık kurallarına göre senedi imza eden kişi öldükten sonra senedin tarihinde değişiklik yapamaz veya resmi bir işleme esas alındıktan sonra bu tarih üçüncü kişiler hakkında da geçerli olur. Dolayısıyla HUMK 299’un HMK’da karşılık bulamaması uygulamada çıkabilecek sorunlarda HUMK 299’un yerleşmiş uygulanmasının devam etmesine engel değildir.

 

SONUÇ

1086 sayılı HUMK ile 6100 sayılı HMK’yı mukayeseli olarak incelemeye çalıştık. Ayrıca önemli gördüğümüz Yargıtay kararlarına da değindik. Senedin tarihçesinden başladığımız yazımızda görüleceği üzere senetle ispat zorunluluğu hem bir ihtiyaç hem de bir rahatlıktır. Nitekim tanık delilinin aleyhine olan beyanlardan ötürü senet önemli bir delil niteliği kazanmıştır. Senetle ispat zorunluluğu mahkemelere kolaylık sağlamakla birlikte, günün gelişen koşullarında senede hukuki ilişkiyi raptetme bir zorunluluk, bir ihtiyaç olmaya başlamıştır. Dolayısıyla senetle ispat zorunluluğunun hukuki ilişkileri bir düzene koyduğunu, maddi gerçeği bulma yolunda engeller çıkarsa da gerekli olduğu kanaatindeyiz. 6100 sayılı kanun HUMK’un dağınık ve anlaşılması güç dilini sadeleştirerek sistematik hale getirmiş ve senetle ispat ile ilgili kurallarda isabetli düzenlemelere yer vermiştir. Ancak 6100 sayılı kanunda senetle ispat sınırı fazla yukarı çekilmiş ve delil başlangıcının yazılı unsuru zorunlu olmaktan çıkarılmıştır. Dolayısıyla bu durum senede ilişkin hukuk davalarında azalmalara yol açarken, müddeiler iddialarını takdiri delillerle ispatlama çabası içerisine gireceklerdir. Hülâsa bu durum 2.000liralık meblağların tanıkla ispatına, 20.000 liralık davaların da belge niteliğindeki delil başlangıçlarıyla birlikte tanık deliline başvurarak daha kolay ispatına neden olacaktır. Kanunumuza yeni girmiş olan belge ve delil başlangıcı kavramlarıyla ilgili olarak Yargıtay kararı bulunmadığından ayrıntılı örneklere değinemedik, ilerleyen zamanda oluşacak içtihatlar ve doktrin görüşleriyle bu konu daha ayrıntılı incelenebilecektir.

 

6100 sayılı kanun geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında yer alan hükme göre bu kanunun senetle ispata ilişkin parasal sınırlarla ilgili hükümleri Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan dava ve işlerde uygulanmaz. Dolayısıyla 1 Ekim’den önce açılan davalarda senetle ispat sınırı ikibinbeşyüz TL değil 590 TL olarak hesaplanır. Parasal sınır dışında 6100 sayılı kanunun hükümleri uygulanır. Geçici 2. maddede ise kanun koyucu 1086 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu dönemde usulüne uygun olarak düzenlenmiş bulunan senetler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra da geçerliliklerini korur demektedir. Madde gerekçesinde ileride yapılması muhtemel değişikliklere göre tarafların senet düzenlemesi mümkün olmayacağından bu hükmün getirildiği ifade olunmuştur. Ancak HUMK ile HMK arasında senedin niteliği ve muhtevasıyla ilgili bir farklılık yoktur. Bu hüküm olmasa da HUMK döneminde yapılmış olan senetler HMK döneminde de geçerliliklerini korurlar. Son anda bir değişiklik olursa düşüncesiyle getirilmiş geçici 2. maddeyi şu andaki düzenlemelere göre gerekli bir hüküm olarak görmemekteyiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Alangoya, Yavuz:Medeni Usul Hukuku Esasları I, İstanbul, Namaş Yayınları, 2000.

 

Alangoya, Yavuz: "Senede Karşı Senetle İspat Kuralı ve Hayatın Olağan Akışı Kavramı”, Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşaoğlu’na Armağan, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2004, s.521-531.

 

Albright, Donald E. "Parol Evidence Rule-Conditions Precedent To A Contract”,Law Journal Library, Dickinson Law Review 56 Dick. L. Rev, (Çevrimiçi) http://heinonline.org., 2 Kasım 2011.

 

Berkin, Necmettin M.:Usul Hukukunda Senetler ve Senetlerin İspat Kuvveti, İstanbul, İsmail Akgün Matbaası, 1947.

 

Dural, Mustafa / Sarı, Suat:Türk Özel Hukuku Cilt I, Temel Kavramlar ve Medenî Kanunun Başlangıç Hükümleri, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2004.

 

Gökler, Ahmet Metin: Gökler, "Senetle İspat ve Senede Karşı Senetle İspat Kuralı ile Bu Kuralın İstisnaları”, İstanbul, 2010.

 

Göksu, Mustafa: "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde Senetle İspat Kuralları ve Bunların İstisnaları”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 2011, s. 53-65.

Haydar Efendi, Ali:Dürerü’l Hukkâm Şerhu Mecellet’il Ahkâm, Mecelle Şerhi, Çev. Osman Erdem, Cilt IV, İstanbul, Gül Neşriyat, t.y.

 

Karslı, Abdurrahim:Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı, 2. bs., İstanbul, Alternatif Yayıncılık, 2011.

 

Karslı, Abdurrahim:Medeni Usul Hukukunda Usulî İşlemler, İstanbul, Kudret Basım, 2001.

 

Kocayusufpaşaoğlu, Necip: Borçlar Hukukuna Giriş Hukuki İşlem

Sözleşme, 4.bs., İstanbul, Filiz Kitabevi, 2008.

 

Konuralp, Halûk:Medeni Usul Hukukunda İspat Kurallarının Zorlanan Sınırları, Ankara, Yetkin Yayınları, 2009.

 

Konuralp, Halûk:Medeni Usul Hukukunda Yazılı Delil Başlangıcı, Ankara, Yetkin Yayınları, 2009.

 

Kuru, Baki / Arslan, Ramazan /

Yılmaz, Ejder: Medeni Usûl Hukuku Ders Kitabı, 22.

bs., Ankara, Yetkin Yayınları, 2011.

 

Limbach, Julius: "Statute of Frauds, Modification of Written Agreement May Be by Parol”,Lawyer and Banker and Central Law Journal, (Çevrimiçi) http://heinonline.org/HOL, 2 Kasım 2011.

 

Oğuzman, Kemal / Öz, Turgut:Borçlar Hukuku Genel Hükümler,5. bs., İstanbul, Filiz Kitabevi, 2006.

 

Pekcanıtez, Hakan /Atalay, Oğuz /

Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku, 11.bs., Ankara,

Yetkin Yayınları2011.

 

Postacıoğlu, İlhan, E: Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 6.bs, Sulhi Garan Matbaası, İstanbul, 1975.(usul)

 

Postacıoğlu, İlhan, E: Şehadetle İspat Memnuiyeti ve

Hudutları, 2.bs., İstanbul, Baha Matbaası, 1964. (memnuiyet)

 

Storskrubb, Eva:Civil Procedure and EU Law, Oxford, Oxford Pres, 2008.

 

Taşpınar, Sema: Medeni Yargılama Hukukunda İspat

Sözleşmeleri, Ankara, Yetkin Yayınları, 2001.

 

Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku,Cilt I-II, 7.bs., İstanbul, Nesil Matbaacılık, 2000.

 

Yavaş, Murat:Senetle İspat ve Senede Karşı Senetle İspat Kuralları ve Bu Kuralların İstisnaları, Ankara, Turhan Kitabevi, 2009.

 

Yıldırım, Kamil:İlkeler Işığı Altında Medeni Yargılama Hukuku, 2.bs., İstanbul, Alkım Yayınevi, 2001.

 

www.kazanci.com



[1]Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes,Medeni Usul Hukuku, 11. bs., Ankara, Yetkin Yayınları, 2011, s. 473.

[2]Abdurrahim Karslı,Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı, 2. bs., İstanbul, Alternatif Yayıncılık, 2011, s. 490; Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz,Medeni Usul Hukuku, 22. bs., Ankara, Yetkin Yayınları, 2011, s. 380; Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s. 473.

[3]Kamil Yıldırım,İlkeler Işığı Altında Medeni Yargılama Hukuku, 2.bs., İstanbul, Alkım Yayınevi, 2001, s. 139.

[4] Necmettin M. Berkin,Senetler ve Senetlerin İspat Kuvveti, İstanbul, İsmail Akgün Matbaası, 1947, s. 146-147.

[5]İlhan E Postacıoğlu,Şehadetle İspat Memnuiyeti ve Hudutları, 2. bs., İstanbul, Baha Matbaası, 1964, s.11.

[6]A.e., s. 12.

[7]A.e., s.18.

[8]Haluk Konuralp,Medeni Usul Hukukunda İspat Kurallarının Zorlanan Sınırları, Ankara, Yetkin Yayınları, 2009, s. 10-11.

[9]Saim Üstündağ,Medeni Yargılama Hukuku, 7. bs., İstanbul, Nesil Matbaacılık, 2000, s.654.

[10]Gökler, "6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Çerçevesinde Senetle İspat Kuralları ve Bunların İstisnaları”, Hacettepe Hukuk Fak. Der., s. 11-12.

[11]Julius Limbach, "Satute of Frauds, Modification of Written Agreement May Be by Parol”,Lawyer and Banker and Central Law Journal 20 Law&Banker(Çevrimiçi) http://heinonline.org/HOL, 2 Kasım 2011.

[12]Donald, E Albright, " Parol Evidence Rule- Conditions Precedent To A Contract”,Law Journal Library, Dickinson Law Review 56 Dick. L. Rev. http://heinonline.org, 2 Kasım 2011.

[13]Bkz. UCC ve CISG

[14]Eva Storskrubb,Civil Procedure and EU Law, Oxford, Oxford University Pres, 2008, s. 121.

[15]Postacıoğlu,a.g.e., s. 14.

[16]A.e., s. 14.

[17]Berkin,a.g.e., s. 21.

[18]Ali Haydar Efendi,Dürerü’l Hukkâm Şerhu Mecelleti’l-Ahkâm, Mecelle Şerhi, C. IV, İstanbul, Gül Neşriyat, t.y., s. 360.

[19]A.e., s.117.

[20]Burada belirtmek isteriz ki İslâm hukukunda iddianın ispatında yazılı delil oldukça önemlidir. Bakara süresinin 282. ayetine göre: "Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve her biri yazarken Rabbi olan Allah'tan korksun da haktan bir şey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramayacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın.”Kur’ani. 282. Dolayısıyla Kuran’ın da taraflardan beklediği aralarındaki anlaşmaları yazıya dökerek iddialarını ispat ederken yazılı delil ileri sürmeleridir..

[21]A.e., s. 123.

[22]A.e., s. 120.

[23]Ahmet Metin Gökler, "Senetle İspat ve Senede Karşı Senetle İspat Kuralı ile Bu Kuralın İstisnaları”, İstanbul, 2010, s. 4-6; Karslı,a.g.e., s. 496.

[24]Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s. 480; Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 388.

[25]Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler senet hükmündedir ve hakim delil olarak sunulan elektronik imzalı belgenin güvenli elektronik imza ile oluşturulup oluşturulmadığını re’sen inceleyecektir (HMK 205/2-3). Elektronik ortamda hazırlanan belgeler yazıya dökülse bile imzalı olmadığında senet vasfına haiz olamayacaklar, ancak bir belge niteliğinde sayılacaklardır. Bu durum uzak mesafelerle yapılan hukuki işlemlerde ispat sorununa sebep olabilecektir. Günün koşullarına göre yapılmış olan güvenli elektronik imza ile ilgili hükümler yerindedir. Nitekim BK 14. maddeye 2004 yılında yapılan eklemeyle güvenli elektronik imza elle atılan imza ile aynı ispat gücüne haizdir hükmü getirilmiştir. 1086 sayılı HUMK 295/A maddesinin 1.fıkrasında da bu belgelerin senet hükmünde olduğu belirtilmişti. HUMK ve HMK usulüne uygun güvenli elektronik imzayla oluşturulan elektronik verileri senet olarak değil senet hükmünde kabul etmiştir. Bunun sebebi gerekçede belirtildiği üzere güvenli elektronik imza dar ve teknik anlamda adi senet değildir. Bu tür belgelerin oluşturulması, ibrazı ve inkârı halinde uygulanacak hükümler adi senetlerden farklılık gösterir. Ancak adi senetlerle aynı ispat gücüne haizdirler.

 

[26]Ancak bu düzenleme bazı sıkıntılara sebebiyet verebilir. Karslı’nın görüşünü burada vermek istiyoruz. "Bu düzenlemede sıkıntı her türlü belgenin 202. maddeye göre delil başlangıcı kabul edilmesidir. Diğer bir ifade ile elinde bu maddede sayılı belgelerden biri olan ‘benim belgem var, yazılı delil başlangıcı sayılır ve bundan sonra her türlü delil ile iddiamı ispatlayabilirim’ diye ortaya çıkacaktır. Çünkü madde metni ifadeleriyle buna izin vermektedir.” Karslı,a.g.e., s. 471.

[27]Karslı,a.g.e., s. 503; Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 388; Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s. 481.

[28]Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 388; Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s. 481.

[29]Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s. 481.

[30]Faturanın delil niteliğine ilişkin olarak önemli bir Yargıtay kararı"TTK.nun 23. maddesinin 2. fıkrası hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Ne var ki, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK.nun 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK.nun 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.” E. 2001/1 K. 2003/1 T.27/6/2003.

 

[31]A.e., s. 482.

[32]HUMK 297 hükmü ise şöyleydi:Mühür veya bir alet vasıtasıyla vazolunan imza veya cüzdan ile muamele icrasını itiyat etmiş olan müesseselerde muamelenin iptidasında tayin olunup bir sureti hesap defterine veya cüzdana mevzu bulunan mühür veya imza ile yapılacak muamele muteberdir. Bundan başka imza vaz’ına muktedir olamayan veya yazı bilmeyen şahsın heyeti ihtiyariye ve mahallince maruf iki şahıs tarafından tasdik edilmiş ve el ile yapılmış bir işaret veya mühür istimal etmesi caizdir.

[33]Üstündağ,a.g.e., s. 674.

[34]Üstündağ,a.g.e.,s.679. "Senette mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki hak ve silinti ayrıca tasdik edilmemiş ise inkar halinde yok hükmündedir. Bu nedenle senet üzerinde yapılandeğişikliklerin, geçerli olabilmesi için, düzenleyen tarafından imza veya paraf edilmek suretiyleonaylanması gerekir. Bu şekilde yapılan imzaya veya paraf imzasına itiraz halinde, mahkemece, yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. Düzeltmenin onaylı olmaması veya imzanın keşideciye ait olmadığının anlaşılması halinde, düzeltme yok hükmünde olup, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılır.” T. 15.06.2010 E.2009/979 K. 2010/532.

[35]Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e, s. 485; Karslı,a.g.e., s. 503-505; Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 389-395.

[36]HMK 204’ün HUMK karşılığı 295. maddedir. Bu maddeyi incelediğimizde 1. fıkrasındaki kısım sistematik şekilde düzenlenerek yeni kanuna alınmıştır. HUMK 295/1Mahkeme ilâmlarıyla kâtibiadillerce re’sen tanzim olunan senetler sahteliği ve salâhiyettar memurların salâhiyetleri dahilinde usulüne tevfikan tanzim veya tasdik ettikleri vesikalar hilâfı ispat olununcaya kadar delili katî teşkil eder.

[37]Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 391-397; Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s. 487-490.

[38]"Senet münderecatının delil sayılabilmesi için ayrıca kendisine izafe edilen şahıstan sâdır olduğu keyfiyeti muhtacı ispat değildir. Eğer kendisine senet izafe edilen şahıs bunu reddetmek istiyorsa senedi inkâr etmesi kâfi değildir; bunun için sahtelik davası ikame etmesi lazımdır.” (İlhan Postacıoğlu,Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 6.bs, Sulhi Garan Matbaası, İstanbul, 1975, s. 615).

[39]"Aleyhine kambiyo senetlerime mahsus takip yolu ile icra takibi başlatılan davacı, takibin dayanağını oluşturan senetteki imzanın sahte olduğunu ileri sürerek menfi tespit ve istirdat isteminde bulunmuştur. Bu durumda, mahkemece senetteki imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda HMK’nın 208,211. (HUMK' nun 308 ve 309.) maddeleri hükmü uyarınca imza incelemesi yaptırılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, deliller tam olarak toplanmadan icapsız yemin teklif hakkı da hatırlatılarak yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.” E. 2011/6948 K. 2012/293 T. 17.1.2012

 

[40]Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s.488-489; Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 398.

[41]Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 397.

[42]HUMK 317 HMK 209’un karşılığıdır ve düzenlemeye göresahteliği iddia kılınan senedin ehlihibre marifetiyle tetkik ve tatbikine ve vakayı ve hâdisattan haberdar olanların istimaına karar verildiği takdirde bu kabil senedat, neticei hükme kadar bir güna muameleye esas ittihaz kılınmaz.

[43]HMK 211, HUMK 308, 309, 316. maddelerin karşılığıdır. HMK 211 bu hükümlerin sadeleştirilerek derlenmiş hali olmakla birlikte HUMK 309, I, c.2’de yer alanadi senetteki inkâr edilen imzanın inkâr edene ait olup olmadığı hususunda kesin bir kanaate haiz olamazsa adi senedin yazıldığını görenlerin veya bunlara kesin suretle delalet eden vakıalara tanık olanların dinlenmesine karar verirhükmünü kapsamamaktadır.

[44]H. Yavuz Alangoya,Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul, Namaş Yayınları, 2000, s. 279.

[45]Mecelledeki hükümlerde de borçludan başka bir kişinin ikrarı yazmasına imkân tanınmıştır. Bk. Mecelledeki senetle ispata ilişkin düzenlemeler.

[46]HUMK 288’in düzenlemesi işe şöyledir:Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri 590 TL’yi geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bir hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma(ibra) gibi herhangi bir sebeple 590 TL’yi aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.

[47]Teslim işleminin nasıl ispat edilmesi gerektiğine ilişkin olarak Postacıoğlu’na göre: " Mülkiyetin nakli zımmında yapılan teslim muamelesini olduğu kadar, mücerret zilyetliğe müteallik salahiyetlerin devri saddeinde yapılan teslim muamelesini dahi, 50 liradan (HMK 2.500 lira) yukarı taalluk eden mevzularda, aynı suretle senetle kabili ispat görmek lazım gelmektedir.” Postacıoğlu,a.g.e., s. 59. "Anahtar teslimi hukuki bir olgu olup, yasal delillerle ispatlanmalıdır. Maddi bir olgu olmadığından anahtar teslimi tanıkla ispatlanamaz. Bu halde, kiracılık ilişkisi devam ettiğine göre davalı kiralayan depozitoyu elinde tutabilir ve anahtar teslimine kadar geçen aylar kirasını isteyebilir. Açıklanan nedenlerle davacının açmış olduğu her iki davanın da reddine karar vermek gerekirken aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” 13.HD t. 04.07.2003 5249/9236

 

[48]Kuru, Arslan, Yılmaz, a.g.e., s. 404- 414; Pekcanıtez, Atalay, Özekes, a.g.e., s.496.Karslı,a.g.e., s. 507."Feragata dair iradenin (şufa hakkına ilişkin) müşteriye ulaşması şart olmadığına ve bir taraflı olan bu muamelenin yukarıda açıklanan mahiyetine göre feragat iddiasının senetle isbat olunacak iddialar arasında saymaması gerekir. Feragatla iskat edilen hak şufa hakkı sahibinin müşteride olan hakkı değil kendisinin kullanma hakkıdır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288 inci maddesindeki iskat edici tasarruf ise ibra gibi bir tasarruftur. İbrada sükut eden hak ibra edenin borçludaki hakkıdır. Esasen bu kabil muamelelerin, şufa hakkından feragat muamelesinin senede bağlanması da müteamel olan hususlardan değildir. Dava açıldıktan sonra mahkemede davacının feragatı nasıl yapacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun doksanüçüncü maddesinde yazılıdır. Kati hükmün neticelerini husule getirecek bir feragat ancak bu şekilde olabilir. Mesela dava açıldıktan sonra mahkemesinde davacı davadan ve hakkından feragat ederse dava edilen davayı reddettirmek için bu vakıayı ispat etmek, edemediği takdirde yemin hakkını kullanmak yoluna başvurabilir.” YİBK E. 1949/6-19 K. 1951/3 T. 16.5.1951.

"Kiralayanın edayı reddetmesi bir hukuki muamele değil, bir maddi vakıadır. Usulün 288. ve sonraki maddelerinde, maddi vakıaların değil, ancak hukuki muamelelerin ispatı bakımından şahit dinlenemeyeceği kabul edilmiş bulunmaktadır. Demek ki maddi vakıalar şahit dinletme yasağının şümulü dışında kalmaktadır ve bu itibarla alacaklı kiralayanın parayı almaktan kaçındığının şahitle ispatına kanun bakımından bir engel yoktur. Bir an için parayı almaktan kaçınmanın bir hukuki muamele olduğu farzedilse dahi şahit ispat usulün 293. maddesinin 4. bendi hükmünce yine mümkün olacaktır. Zira parayı almaktan kaçınmış olan kiralayanın bu kaçınmasını tespit etmek üzere kiracıya bir senet vermiş olması ve kiracının kiralayandan böyle bir senet istemiş olması adet bakımından asla düşünülemez.” İBK T. 11.03.1959 E. 1959/23 K. 1959/20.

 

[49]Turgut Akıntürk,Borçlar Hukuku. 14. bs., İstanbul, 2009, s. 19.

[50]Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s.405. Postacıoğlu: "Haksız fiil mahiyeti icabı hukuki bir gayeye müteveccih bir irade olmadığı içindir ki, senetle tevsiki beklenemez. Bilhassa haksız fiile maruz kalan kimse için bu bakımdan tam bir imkânsızlık vardır.” (Postacıoğlu,memnuiyet, s. 146). Hakız rekabetin ispatında ticari defter kayıtları kullanılabilir. Haksız fiilin ispatında tam bir imkânsızlık vardır demek yerine, imkân olmayabilir demeyi tercih ediyoruz.

[51]"Davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte; Hukuk Genel Kurulu'nun 2005/21-409 E 2005/413 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret miktarı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür. Yazılı delille ispat, sınırın altında kalan miktar için tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sının aşıyor olsa bile, varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinletilmesi mümkündür ( HMK m. 202).” 10. HD E.2010/10921 K. 2012/1010 T.26.1.2012.

 

[52]"Davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte; Hukuk Genel Kurulu'nun 2005/21-409 E 2005/413 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret miktarı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür. Yazılı delille ispat, sınırın altında kalan miktar için tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sının aşıyor olsa bile, varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinletilmesi mümkündür (HMK m. 202).” 10. HD E.2010/10921 K. 2012/1010 T.26.1.2012.

 

[53]Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 405- 413; Karslı,a.g.e., s. 505- 507.

[54]Bacanağın istisna kapsamına girmediğine ilişkin bk. "Mahkemece, davacı ve davalının bacanak olup yakın akraba olmaları nedeniyle senette ispat kuralının uygulanamayacağı, davacı tanıklarının davacı iddiasını doğruladığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile icra takibine vaki itirazın 653.000.000 TL üzerinden iptaline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı ve davalının eşlerinin kardeş oldukları, yani tarafların birbirlerine bacanak olduğu tarafların kabulündedir. Mahkemece tarafların yakın akraba olduklarından bahisle tanık dinlenmiş ve tanık beyanlarına itibar edilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, mahkeme kabulünün aksine taraflar arasında HUMK.nun 293. maddesinde belirtilen şekilde bir akrabalık ilişkisi mevcut değildir. Davalının aynı yasanın 289. maddesine göre tanık dinlenmesine açık muvafakatı bulunmadığından ve dava edilenin değeri gözetildiğinde olayda tanık dinlenme olanağından söz edilemez.” E. 2001/ 12103 K. 2002/480 T. 21.2.2002.

 

[55]"Yanlar kardeş olduğuna göre ödemeye dair tanık dinlenmesi yerindedir ( HUMK. madde 293/1 ). Bu nedenle yazılı belge bulunmadığından ödeme kanıtlanamamıştır şeklindeki gerekçe yerinde değil ise de dinlenen davalı tanıkları miktar bildirip ödemeyi kanıtlayan beyanda bulunmadıklarından, 30.1.2001 tarihli dilekçesinde yemin beyyinesine de dayanan davalıya bu hakkının varlığı hatırlatılmadan hüküm tesisi usule aykırıdır.” E.2001/4479 K. 2002/1284 T. 21.3.2002.

Bacanağın istisna kapsamına girmediğine ilişkin bk. "Mahkemece, davacı ve davalının bacanak olup yakın akraba olmaları nedeniyle senette ispat kuralının uygulanamayacağı, davacı tanıklarının davacı iddiasını doğruladığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile icra takibine vaki itirazın 653.000.000 TL üzerinden iptaline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı ve davalının eşlerinin kardeş oldukları, yani tarafların birbirlerine bacanak olduğu tarafların kabulündedir. Mahkemece tarafların yakın akraba olduklarından bahisle tanık dinlenmiş ve tanık beyanlarına itibar edilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, mahkeme kabulünün aksine taraflar arasında HUMK.nun 293. maddesinde belirtilen şekilde bir akrabalık ilişkisi mevcut değildir. Davalının aynı yasanın 289. maddesine göre tanık dinlenmesine açık muvafakatı bulunmadığından ve dava edilenin değeri gözetildiğinde olayda tanık dinlenme olanağından söz edilemez.” E. 2001/ 12103 K. 2002/480 T. 21.2.2002

 

[56]"HUMK.nun 293/4. maddesi uyarınca davacının iddiasını tanıkla isbat edebilmesi için dava konusu hukuki işlemlerin devamlı olarak senede bağlanmasının gelenek haline gelmiş bulunması ve bu geleneğin istikrarlı olması ve de kamuoyu tarafından bu geleneğe inanılmış olması zorundadır. Bu itibarla, dosyada bulunan Uzunköprü Ziraat Odası Başkanlığı'nca yazılan 6.12.1996 tarihli yazıda yer alan ve yörede "birbirini iyi tanıyanlar arasında mal alış verişlerinde ödünç mal alıp verme durumlarında kişiler arasında her hangi bir resmi evrak tanzimi veya belge tanzimi gelenek ve prensip olarak kabul görmemiştir. Bu nedenle, taraflar arasında hiçbir zaman için evrak tanzimi yapılmamaktadır" şeklindeki bilgiler ve davalılardan Lütfü'nün bu yöndeki beyanı yukarıda anılan HUMK. madde 293/4'ün uygulanması için yeterli değildir.” 3. HD 05.05.1997 2811/4422

 

[57]Karşı tarafın hilesi de mücbir sebep kavramına girer. Mesela borçlunun alacaklısını sarhoş etmek suretile para yerine birtakım kağıt parçalarını vererek elindeki senedi hile ile ele geçirmesi iddianın şahadetle ispatına yol açtığı kabul edilmiştir (Fransız Yargıtayı Ceza Dairesinin 15.2.1861, Postacıoğlu, usul, s. 636).

 

[58]"Kiralayanın edayı reddetmesi bir hukuki muamele değil, bir maddi vakıadır. Usulün 288. ve sonraki maddelerinde, maddi vakıaların değil, ancak hukuki muamelelerin ispatı bakımından şahit dinlenemeyeceği kabul edilmiş bulunmaktadır. Demek ki maddi vakıalar şahit dinletme yasağının şümulü dışında kalmaktadır ve bu itibarla alacaklı kiralayanın parayı almaktan kaçındığının şahitle ispatına kanun bakımından bir engel yoktur. Bir an için parayı almaktan kaçınmanın bir hukuki muamele olduğu farzedilse dahi şahit ispat usulün 293. maddesinin 4. bendi hükmünce yine mümkün olacaktır. Zira parayı almaktan kaçınmış olan kiralayanın bu kaçınmasını tespit etmek üzere kiracıya bir senet vermiş olması ve kiracının kiralayandan böyle bir senet istemiş olması adet bakımından asla düşünülemez” İBK 11.03.1959 E. 1957/23 K. 1959/20.

[59]Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nun 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar ( HMK m. 188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.” Yargıtay 14.HD E. 2011/15421 K.2012/512 T.19.1.2012. Yargıtay şirket mukavelesinin sermaye borcunun yerine getirilmiş olduğu hususunda yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmeyeceğine karar vermiştir. (19.1.1962 Batıder, 1963). (Postacıoğlu,usul, s. 613).

 

[60]Haluk Konuralp,Medeni Usul Hukukunda Yazılı Delil Başlangıcı, Ankara, Yetkin Yayınevi, 2009, s. 34.

[61]A.e., s. 35.

[62]"Zamanaşımına uğramış çekler yönünden kambiyo hukukundan kaynaklanan haklar yitirilirse de arada temel ilişki bulunması halinde bunlara yazılı delil başlangıcı olarak dayanılabilir ve alacağın her türlü delille kanıtlanması olanaklıdır.” 19. HD 04.11.2004, 9686/11034. Senetlerde aranan kesinliğin yazılı delil başlangıcı bakımından gerçekleşmesi beklenilmemelidir. Ancak söz konusu karar oldukça serttir. "Delil başlangıcı, isteğin hüküm altına alınmasına yeterli olmamakla beraber bunun varlığına kanı uyandırıcı bir belge olmak gerekir. İbraz edilen bir mektupta bir borç varlığından söz edilmekte ise de bunun belgesi borca mı, uyuşmazlık konusu olmayan 3.000 liraya mı, yoksa onun dışındaki bu dava konusu borca mı ilişkin olduğu belirtilmemektedir. O halde bu mektubun bu davanın konusu olan borç için delil başlangıcı sayılması kabul şekli itibariyle usul ve kanuna aykırıdır.” (Postacıoğlu,usul, s. 613).

[63]4. HD., T. 22.1.1965, E.1482 (A.e., s. 109).

[64]A.e., s. 114. "Bono şeklinde düzenlenmekle beraber yasal unsurlarından biri ( örneğin tanzim tarihi ) noksan olduğu için bono niteliği taşımayan belgeye doğrudan doğruya dayanılarak alacağın varlığı hakkında hüküm kurulması mümkün değildir. Ancak bu belge, davalı tarafından verilmiş olduğundan HUMK.nun 292. maddesi anlamında yazılı delil başlangıcı sayılır. Bu da anılan temel borç ilişkisinin ispatı yolunda tanık dinleme olanağı sağlamaktadır.” E. 2001/5686 K. 200/ 6335 T. 5.7.2001.

[65]Göksu,a.g.e., s. 54.

[66]Konuralp,a.g.e, s. 124-128.

[67]Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 412-413; Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s. 498.

[68]Üstündağ,a.g.e., s. 678.

[69]"Davacı, davalıya ait olduğunu iddia ettiği mektup fotokopisine dayanmıştır. Aleyhine ibraz edilen kimse tarafından kabul edilmeyen fotokopi HUMK’nun 287 ve müteakip maddelerinde bahsedilen senetlerden sayılamaz.BK’nun 14. maddesi uyarınca imza, üzerine borç alan kimsenin el yazısı ile yazılmış olması lazımdır. Fotokopi bu niteliğe haiz olamaz.” (T. 12.3.1963, 3913/1399) Postacıoğlu, Kuru’nun aksine fotokopinin yazılı delil başlangıcını olamayacağını düşünmektedir (Postacıoğlu,usul, s. 597).

 

[70]Konuralp,a.g.e., s. 145.

[71]"Dava hamiline düzenlenen ancak, keşide yeri bulunmayan çekle yapılan takibe karşı ciranta tarafından hamile karşı açılan menfi tesbit davasıdır. TTK. nun 692/5.maddesi hükmüne göre çekte keşide yerinin gösterilmesi şarttır. Dava konusu belgede, ise, keşide yeri gösterilmemiştir. Keşidecinin adı ve soyadı yanında da herhangi bir yer ismi bulunmamaktadır. Anılan bu eksiklik TTK. nun 693. maddesinde yazılı istisnalar dışında kaldığından dava konusu belgenin çek olarak kabulü mümkün değildir. Öte yandan söz konusu belge hamiline düzenlenmiştir. BK. nun 457. devamı maddelerinde yer alan havale akdine ilişkin hükümler gözetildiğinde olayda bir havalenin varlığından bahsedebilmek için lehtarının kim olduğunun belirlenmesi gereklidir. Dava konusu belgede lehtar adı yazılı değildir, hamiline düzenlenmiştir.Bu itibarla, mahkemenin belgenin havale hükmünü taşıdığı yönündeki kabulünde isabet bulunmamaktadır. Açıklanan bu yönler gözetildiğinde davalının davacıdan alacaklı olduğunu kanıtlaması gerekir. Mahkemenin bu yönü gözden kaçırarak ispat külfetinde yanılgıya düşmek suretiyle davacının davasını ispat edemediğinden bahisle davanın reddine karar vermesinde isabet bulunmamaktadır.” 19.HD E.2004/5581 K.2004/7056

 

[72]Üstündağ,a.g.e., s. 678.

[73]Sema Taşpınar,Medeni Yargılama Hukukunda İspat Sözleşmeleri, Ankara, Yetkin Yayınları, 2001, s. 191.

[74]A.e.,s. 193

[75]Usûli işlemler ve usûl sözleşmeleri hakkında ayrıntılı açıklamalar için bk. Abdurrahim Karslı,Medeni Usul Hukukunda Usuli İşlemler, İstanbul, Kudret basım, 2001, s. 221 vd.

[76]Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e, s. 477.

[77]"Alacaklı banka vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Mercice 25.3.1994 vadeli 50.000.000 liralık senetle ilgili ödeme protestosunda senedin tanzim tarihinin bulunmaması nedeniyle anılan senet yönünden takip iptal edilmiştir. Dayanak senet üzerinde tedavüle çıktığında tanzim tarihinin var olduğu gözükmektedir. Bu tarihin tedavüle çıktıktan sonra atıldığı hususu aynı kuvvet ve mahiyette yazılı delille ispatlanmış değildir. Protesto belgesinin noter tasdiki dışında tutulan kısmında tanzim tarihinin gösterilmemesi bu nitelikte bir delil olarak kabul edilemez.” E. 1994/10391 K.1994/10999 T.23.9.1994

[78]HUMK 290’nın düzenlemesi ise şöyleydi:Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler 590 TL’den az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz

[79]Göksu,a.g.e., s. 55.

[80]"Davacı satış bedeli olarak 28.200 DM. karşılığı 650.000.000 TL. ödediğini ileri sürmesine rağmen sözleşmede yazılı bedelden fazla bedelle satıldığını aynı kuvvetle delil ile kanıtlayamadığına göre, satış bedelinin sözleşmeden yazılı bedel olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece bu yön gözetilerek sözleşmedeki miktar üzerinden iptal edilen pay gözetilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” 13 HD. E. 2003/597 K. 2003/3161 T. 20.3.2003

[81]Üstündağ,a.g.e., s. 661.

[82]Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s. 416.

[83]Benzer görüş için bk. Kuru, Arslan, Yılmaz,a.g.e., s.418; Üstündağ,a.g.e., s.666.

[84]1HD., T. 21.9.1982, YKD., 1983/6, s.820 (Üstündağ,a.g.e., s. 667).

[85]Beyaza imza konusunda maddi hukukçularla usul hukukçularının ayrıldığını görmekteyiz. Kemal Oğuzman ve Necip Kocayusufpaşaoğlu beyaza imza atanın yazılan metnin gerçek arzuya uygun olmaması sebebiyle hata hükümlerine dayanabileceğini kabul ederken Saim Üstündağ bu fikirde değildir. Bkz. Kemal Oğuzman, 5. bs.,Borçlar Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2006, s. 85; Üstündağ,a.g.e., s. 644.

[86]"Davada muvazaa iddiasında bulunan davalı A., satış vaadi sözleşmesinde satışı vaat eden H.'in mirasçısı, başka bir deyişle bu kişinin halefidir. Muvazaa iddiasını 18.7.1994 tarihinde noterde re'sen düzenlenen sözleşmeye karşı ileri sürdüğünden, bu iddiasını H.U.M.K.'nun 288 ve 290. maddeleri uyarınca aynı nitelikte bir belge ile kanıtlaması gerekir. Sözleşme, aynı yasanın 293. maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa bile, muvazaa iddiası ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Nitekim, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 Sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı'nda bu görüşten hareketle iddianın yazılı delille kanıtlanabileceği ilkesi benimsenmiştir.” 14. HD. E. 2010 /14043 K. 2011/433 T. 20.1.2011.

[87]HUMK 304. maddesinde ise hüküm şöyleydi: "Bir kimsenin hususi evrak veya defterine bir hakkın istifa veya ibrasını mutazammın yazdığı kayıtlarla yedindeki eşya üzerine yazıp münderecatından senet makamına ikame eylediği anlaşılan kuyudat ve taahhüdat o kimse makamına kaim olanlar aleyhine delil teşkil eder.”HUMK 299 ise şöyledir: "İmzası ikrar veya mahkemece onun olduğuna hükmolunan gayri resmi senet tarihi imza eden ile mirasçıları hakkında muteber olup üçüncü kimseler haklarında hüküm ifade etmez. Bir senedin kendisine ibraz olunduğu, kâtibiadil veya salâhiyettar memur tarafından alelusul tasdik edilmiş ise ibraz tarihi veyahut imza edenlerden birinin vefatı tarihi veya imza etmesine imkânı maddiyi selbeden bir hadisenin vukuu tarihi veyahut ol senedin bir muamelei resmiyeye esas ittihaz kılındığı tarih üçüncü şahıslar hakkında da muteber addolunur. Bu nevi senetlerde bahsolunan sair senetlerin tarihleri üçüncü şahıslar hakkında ancak son senet tarihinin musaddak addolunduğu tarihten itibar addolunur.”

[88]Üstündağ,a.g.e., s. 672 (E.1983/6572, K. 1983/6628, YKD., 1984/7, s.1011-1012).

[89]Postacıoğlu,a.g.e., s.229.

[90]HGK, E. 2002/13-177, K. 2002/206, T.20.03.2002 Kazancı İçtihat Bankası.”HUMK.nun 290. maddesine göre, senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, miktar ne olursa olsun tanıkla ispat olunamazlar. "Senede karşı senetle ispat zorunluluğu" olarak adlandırılan bu kural, sadece senedin tarafları için geçerli olup, tarafların mirasçıları da, kural olarak ( yalnızca kendi haklarına dayandıkları durumlar dışında ) taraf kavramına dahildirler. Ne var ki, senede karşı senetle ispat zorunluluğunu öngören bu kural da mutlak değildir. HUMK.nun 293. maddesinin 3. ve 5. fıkralarında sayılan hallerde, senede karşı tanık dinlenebileceği gibi, Yargıtay uygulamasına göre, örneğin borcun kumardan kaynaklandığı ya da ahlak ve adaba aykırı bir amacın tahakkuku için verildiği yolundaki savunma da tanıkla kanıtlanabilir. Kaldı ki, somut olayda, davacının belgede belirtilen miktarda parayı borç olarak verecek mali gücünün bulunmadığı, davalıların miras bırakanının da bu miktarda borç almasını gerektirecek herhangi bir durumunun mevcut olmadığı da savunulmuş ve buna ilişkin deliller toplanmıştır. İşçi emeklisi eşi olduğu dosya kapsamından anlaşılan davacının, herhangi bir işinin, gelirinin ve malvarlığının bulunduğu kanıtlanamamıştır. Davalıların miras bırakanının ise, 1982 yılından itibaren oto tamirhanesi işlettiği, gayrimenkullerinin ve özel otomobilinin bulunduğu, kira geliri elde ettiği, buna ilişkin resmi yazı cevaplarıyla sabittir. Bu durumda, davacının davalıların miras bırakanına 1.08.1997 tarihinde 10 milyar TL. borç para vermesi hayatın olağan akışına da uygun düşmemektedir.”

 

[91]" Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bu hükmü, belirli bir miktar ve değerin üzerindeki hukuksal işlemlerin senetle ispat olunması gereğini öngören, aynı kanunun 288. maddesindeki kuralın, tahdidi olarak sayılan istisnalarından birini düzenlemesi nedeniyle, sınırlı bir uygulama alanına sahiptir. Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarına göre, bir davada, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesi uyarınca miktar veya değeri itibariyle senetle ispatı gereken bir hukuki işlemin, 293/4. madde çerçevesinde tanıkla ispat edilebilmesi için; o bölgede halin gereklerine ve tarafların durumlarına göre o işlemin senede bağlanmamasının devamlılık gösteren bir adet haline gelmiş, bu hususun zaman içerisinde herkesçe uyulmak suretiyle kararlılık kazanmış bulunması ve aynı zamanda kamuoyu tarafından da bu teamüle inanılmış olması gerekir. Bu yöndeki Yargıtay uygulamasına örnek olarak; Bkz: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.04.1974 gün ve 1969/3-592-1974/368 sayılı; 06.06.1984 gün ve 1982/13-5711984/660 sayılı kararları gösterilebilir. Önemle belirtilmelidir ki; bir uyuşmazlıkla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 293/4. maddesi çerçevesinde tanık dinlenebilmesi için, ispat yükü kendisinde bulunan tarafın, tanıkla ispat etmek istediği hususta, o bölgede, o yönde bir teamül bulunduğunu ileri sürmüş olması da gerekir.” HGK T. 28.06.2006 13-468/470

 

[92]Kuru, Aslan, Yılmaz,a.g.e.,s. 419.

[93]Yargıtay beyaza imza konusu olan metnin akisinin senetle ispat edilmesi gerektiğine dair kararlar vermekle birlikte, istisnaen de olsa beyaza imzanın aksinin tanıkla da ispat edilebileceği yönünde kararları da bulunmaktadır. 9. HD. 13.12.2000, 13464/18865 (Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s. 501).

[94]Postacıoğlu,a.g.e.,s. 237.

[95]"Senede karşı senetle ispat zorunluluğu olarak adlandırılan bu kural, sadece senedin tarafları için geçerli olup, tarafların mirasçıları da, kural olarak (yalnızca kendi haklarına dayandıkları durumlar dışında) taraf kavramına dahildirler. Ne var ki senede karşı senetle ispat zorunluluğu öngören bu kural da mutlak değildir. HUMK’un 293. maddesinin 3. ve 5. fıkralarında sayılan hallerde senede karşı tanık dinlenebileceği gibi, Yargıtay uygulamasına göre, örneğin,borcun kumardan kaynaklandığıya daahlak ve adaba aykırı bir amacın tahakkukuiçin verildiği yolundaki savunma da tanıkla kanıtlanabilir. Kaldı ki, somut olayda, davacının belgede belirtilen miktarda parayı borç olarak verecek mali gücünün bulunmadığı, davalıların miras bırakanının da bu miktarda borç almasını gerektirecek herhangi bir durumun mevcut olmadığı da savunmuş ve buna ilişkin deliller toplanmıştır. İşçi emeklisi eşi olduğu dosya kapsamından anlaşılan davacının, herhangi bir işinin, gelirinin ve malvarlığının bulunduğu kanıtlanamamıştır. Davalıların miras bırakanının ise; 1982 yılından itibaren oto tamirhanesi işlettiği, gayrimenkullerinin özel otomobilinin bulunduğu, kira geliri elde ettiği, buna ilişkin resmi yazı cevaplarıyla sabittir. Bu durumda, davacının davalıların miras bırakanına 1.8.1997 tarihinde 10 milyar TL. borç para vermesi hayatın olağan akışına da uygun düşmemektedir” Alangoya, "Senede Karşı Senetle İspat” Kuralı ve "Hayatın Olağan Akışı” Kavramı, s. 525 (HGK 20.03.2002 913-77/206, İstanbul Barosu Dergisi 2003/1, s. 158).

 

[96]A.e., s. 527.

[97]Göksu,a.g.e., s.62.

[98]Alangoya, "Senede Karşı Senetle İspat” Kuralı ve "Hayatın Olağan Akışı” Kavramı, s. 525.

[99]Kocayusufpaşaoğlu,a.g.e., s. 55-58.

[100]Tecrübe kuralı için bkz. Taşpınar,a.g.e., s. 533.

[101]Alangoya, "Senede Karşı Senetle İspat” Kuralı ve "Hayatın Olağan Akışı” Kavramı , s. 530.

[102]Taşpınar,a.g.e., s. 153.

[103]Mustafa Dural, Suat Sarı,Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2004, s. 205.

[104]Göksu,a.g.e., s. 63.

[105]Pekcanıtez, Atalay, Özekes,a.g.e., s. 437.

[106]Tecrübe kurallarıyla ilgili ilginç Yargıtay kararları için bkz. Alangoya,Medeni Usul Hukuku Esasları, s. 263. "Karının kocasının elbiselerini ütülemede ve benzeri dikkatsizliklerinin ‘vahim’ bir hâdise teşkil etmeyeceği (HGK T.14.9.1966). Tecrübe kuralları, evi terk eden eşini yerde sürükleyerek götürmek isteyen kocanın bu davranışının ‘evlilik birliğini devam ettirmek hususundaki arzusunun tezahürü olarak değerlendirmesine engeldir, HGK aksine kararı ‘garip’ bularak bozmuştur (HGK T. 19.10.1996).

[107]Murat Yavaş,Senetle İspat ve Senede Karşı Senetle İspat Kurları ile Bu Kuralların İstisnaları, Ankara,Turhan Yayınevi, 2009, s. 218.

[108]Beyaz imza alınıp verilmesi hallerinde taraflar arasında karşılıklı ve kuvvetli emniyete dayanan bir münasabetin mevcut olduğu kabul edilmektedir. Böyle bir münasebet bulunmasa beyaz imza alınıp verilmesi düşünülemez. Bu durumda beyaz imza verenin diğerinden beyaz imza aldığını gösteren bir belge istemesi işin mahiyeti bakımından söz konusu edilemez. Kaldı ki, iddia bir taraftan davacının suistimal edilen emniyeti dolayısıyla hile iddiasına da dayanmaktadır. Her iki bakımdan da davacının olayda şahit dinletmesi Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunun 293. maddesinin 4. ve 5. bentlerine de uygundur. Bu durumda mahkemece yapılacak işlem tanık sözlerini değerlendirmek suretiyle davacının kıdem ve kötüniyet tazminat isteklerinde haklı olup olmadığını belirlemekten ibarettir. Eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.” 9. HD T.13.12.2000 13464/18865

[109]A.e., s. 219. E. 1988/1, K. 1989/2 Kazancı İçtihat Bankası.

[110]Yıldırım,a.g.e., s. 141.

[111]Üstündağ,a.g.e.,s. 680.

[112]A.e.,s. 681.

[113]Kuru, Aslan, Yılmaz,a.g.e., s. 394.